Ödev Ara

Coğrafya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Coğrafya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Coğrafya Nedir?

Coğrafya, insanlar ve yer (mekân) ile bunlar arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimdir. Yani yer ve insanlar arasındaki ilişkiler coğrafyanın konusunu oluşturur. Coğrafya sadece yerlerin isimlerini ezberleme ve bunların dünya üzerinde nerede olduklarını gösterme değildir. Coğrafya, öğrencilerin çevrelerinde olanları anlamalarına ve insanın çevre ile etkileşimi hakkında bir anlayış geliştirmelerine yardımcı olur. Yerlerin isimlerini, lokasyonlarını ve özelliklerini bilmek, coğrafyanın temelini oluşturan unsurlardır. Bu da çok büyük ve oldukça büyüleyici öğrenme alanının bir parçasıdır.

Gregg ve Leinhardt (1994), coğrafyayı 4 özellikle karakterize edilen bir disiplin olarak tanımlamaktadırlar. Birincisi bir yere eşsiz bir karakter kazandıran, yeryüzü üzerindeki özelliklerin dağılımıdır (Örn: dağlar, nehirler, denizler vb.). İkincisi, bazı şeylerin oldukları yerlerde ve zamanda neden ve nasıl meydana geldiğini anlamaktır (Örn: Volkanlar gibi). Üçüncüsü, meydana gelen olayların, diğer olaylarla ilgisi ve bağlantısıdır (Örn: Yağmur ormanlarının tahribi). Sonuncusu, coğrafyanın haritalar ile bilgilerin ve fikirlerin iletişimini sağlamasıdır. Bu dört özellik birbiri ile çok çeşitli yollardan etkileşim içindedir. Bunlardan ilk üçü coğrafyanın temel prensipleridir. Sonuncusu ise coğrafî araştırmalar sonucu elde edilen bilgilerin ifadesidir.

Coğrafyanın bu değişik yönleri arasındaki etkileşim, onu tanımlama amaçlı olarak kesin çizgilerle bölünmesini zorlaştırır. Coğrafi beceriler, yerler (mekanlar), fizikî, beşerî ve çevre coğrafyası biçiminde bir bölümleme, bunlardan bir veya iki alanın coğrafya eğitiminin çeşitli basamaklarında yer alması; öğrencinin çeşitli alanlar arasındaki ilişkiyi anlamasının engellenmesi şeklinde bir sonuç doğurabilir.

Coğrafya, bazı yeteneklerin gelişimini ve kavramların anlaşılmasını içerir. Bu kavram ve yetenekler ise fizikî çevre (ortam), beşerî çevre ve bunlar arasındaki ilişki ile ilgilidir. Coğrafya sorgulanan ve araştırılabilen konuları içerir. Coğrafya öğretilirken, beşeri ve fiziki ortam ve bunların etkileşimiyle ilgili konulara dayalı sorular sorulur. Bu sorulara, anahtar coğrafî sorular denir. Coğrafyanın öğrenilmesinde bu anahtar soruların bilinmesi gerekir. Temel coğrafi kavramları içeren her soru, coğrafyada anahtar soru demektir. Dolayısıyla coğrafya konularının her birinin çok sayıda anahtar sorusu olabilir. Bu çalışmada, ilköğretim ve ortaöğretim coğrafya konuları işlenirken, çocukta coğrafya bilincini oluşturacak olan anahtar soru ve kavramlar üzerinde durulmaktadır.

Foley-Janikoun (1996) ilköğretim seviyesinde anahtar soruların şunlar olduğunu belirtmektedirler.

Bu yer nerededir?

Bu yer neye benzemektedir? Ne gibidir?

Bu yer niçin böyledir? Neden bu şekli almıştır?

Bu yer diğer yerlerle nasıl bir bağlantı içindedir?

Bu yer nasıl değişmektedir?

Bu yerde yaşamak (olmak) neye benzemektedir?

Bir başka yere bu yer nasıl benzemekte veya nasıl farklılaşmaktadır?

Tablo 1: Anahtar coğrafî sorular ile coğrafî kavramlar arasındaki ilişki.

Soru 1: Bu yer nerededir?

Soru 2: Bu yer neye benzemektedir?
Bu iki soru lokasyon ve yer kavramlarının gelişiminde yardımcı olur. Mekansal dokunun anlaşılmasında çok önemli yeri olan dağılışın ortaya konulmasını mümkün kılar. Ayrıca çocuklarda bu yerin dağ, ova vb. şekillerden hangisine benzediği hakkında fikir verir.

Soru 3: Bu yer niçin böyledir?
Bu da sahanın yapısı ve sahada etkili olan süreçlerin anlaşılmasında yardımcı olur.

Soru 4: Neden bu şekli almıştır?
Bu soru ilişkili olan lokasyonların tanımlanmasında ve sahaya ait özelliklerin oluşumunun bilinmesine yardımcı olur.

Soru 5: Bu yer diğer yerlerle nasıl bir bağlantı içindedir?
Bu soru sistemlerde, süreçlerde, kalıplarda meydana gelen değişikliklerin tanımlanmasında yardımcı olur. Ayrıca, tartışılabilecek farklı konuların ortaya çıkmasına yardımcı olur.

Soru 6: Bu yer nasıl değişmektedir?
Yer kavramının gelişimini sağlar. Değerler ve yaklaşımlar üzerinde düşünme yeteneğinin gelişimine yardımcı olur. Karşılaştırma yoluyla, yer ve lokasyon kavramlarının gelişimini, dolayısıyla bölge kavramının gelişimini sağlar.

Soru 7: Bu yerde yaşamak (bulunmak) nasıldır?
Bu yerle başka bir yer arasında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar vardır. Aynı zamanda benzerlik ve farklılık kavramlarının da gelişimine yardımcı olur.


Coğrafyayı öğrenmek ve öğretmek için sürekli bu anahtar soruları, bilmek ve akılda tutmak yararlı olacaktır. Bu soruları herhangi bir yer veya konu hakkında öğrencilere sormak, o yerin ve konuların öğrenilmesini sağlar. Örneğin, bir dağ, bir vadi, bir köy, bir ülke veya doğal bir bölge ile ilgili olarak sorular sorulur.

Yukarıda verilen anahtar sorularla yapılan coğrafya çalışması yerlerin, sistemlerin, süreçlerin anlaşılmasına yardımcı olur. Bu yaklaşım, anahtar coğrafî kavramların gelişmesi içinde bir bilgi çerçevesi oluşturur.

Coğrafi sorularla, coğrafi kavramlar genellikle iç içe girmiştir. Çoğu zaman her soru en az bir coğrafî kavram içerir. Örneğin:

Bu yerleşmelere neden şimdi bulundukları mekanlarda yerleşilmiştir? şeklinde bir coğrafi soru yerleşim ve yerleşme gibi iki coğrafi kavramı içermektedir.

Yerleşmelerin dağılımında İngiltere, Türkiye, Kanada ve Japonya gibi ülkeler arasında bir benzerlik var mı?

Bu yerleşmeler arasında nasıl bir ilişki var?

Yerleşmelerin dağılımı zamanla değişime uğramış mı?

Yeni bir yerleşme kurulmuş mu?

Kurulmamış ve kurulması gerekiyorsa nerede kurulmalı?

Şehre göre kasabada daha mı farklı bir arazi kullanımı vardır?

Yerleşmelerin şekilleri ve yoğunlukları niçin ülkeden ülkeye değişmektedir?

Şehirler içinde hangi bölgeler vardır?

Bazı bölgelere diğerlerine göre daha mı kolay ulaşılmaktadır? Neden?

gibi daha pek çok birbiriyle bağlantılı ve çeşitli coğrafi kavramlar içeren soruyu arka arkaya sorabiliriz. Yukarıda da belirtildiği gibi, önemli temel coğrafi kavramları içeren her soru coğrafyada anahtar soru demektir. Dolayısıyla, ünitelerin anlaşılmasını ve genellemeleri kolaylaştırıcı bir dizi alt soru başlıkları da oluşturmak mümkündür. Bu alt sorular anahtar soruların daha iyi bir şekilde yapılandırılmasına yardımcı olur. Örneğin, yerleşme nedir? anahtar sorusu;

İnsanlar kendi yerleşmeleri ile ilgili olarak neleri sevmektedirler?

Yerleşmeleri büyüklüklerine, fonksiyonlarına, popülerliklerine göre sınıflandırmak bir kolaylık sağlamakta mıdır?

Ne gibi kolaylıklar sağlamaktadır?

gibi daha da çoğaltılabilecek alt sorular içermektedir. Anahtar sorular ve alt sorular öğrencinin tanımlama, tasvir etme, sınıflandırma, analiz ve sentez yapma becerilerini geliştirir.Anahtar sorular aynı zamanda coğrafya öğretiminde dersin amaçlarını belirlemeye de yarar. Yani anahtar sorular dersin konusu ile ilgili olarak hazırlandığında, o dersin akışını ve araştırmanın yönünü belirler. Bernard Cox’a göre coğrafi bir araştırma için anahtar sorular öz olarak şu şekilde sıralanabilir:

* Yerleşilen yer neresidir?

* Neden orada yerleşilmiştir?

* Bu mekana yerleşmenin sonuçları ne olmuştur?

* Daha farklı yerleşme alternatifleri neler olabilirdi veya olabilir?

Tablo 2: Anahtar sorular anahtar kavramların gelişimini sağlar.

Sorular
Anahtar Kavramlar
Alt Kavramlar

1. Bu yer nerededir?
Lokasyon

İlişkili lokasyon
Başka yerlerle ilişkili bu yer nerededir? Bu şekilde her hangi bir yerin özel konumu da verilmiş olur.

2. Bu yer neye benzemektedir?
Sahaya ait şekiller

Lokasyon
Yer yüzünde (fiziksel görüntü) bazı özelliklerden dolayı oluşmuş şekiller. İnsan etkisiyle oluşan özelliklere bağlı şekiller. Bu iki tarz özelliğin dağılımı.

3. Bu yer niçin böyledir?

Neden bu şekli almıştır?
Sahaya ait şekiller

Süreç

Sistemler ve Lokasyon
Sahada etkili olan süreçlerle ilgili girdiler - çıktılar, birbiriyle etkileşimler, yönler.

4. Bu yer diğer yerlerle nasıl bir bağlantı içindedir?
Lokasyonlar

Sistemler

Şekiller
Konum, ilişkili lokasyon, şebekeler (ağlar).

5. Bu yer nasıl değişmektedir?
Süreç

Sistemler
Zamana bağlı değişimler, gelişme, şehirsel, kırsal döngüler (taş, toprak, hava, su), etkileşimler.

6. Bu yerde yaşamak neye benzemektedir?
Yer ve çevre
Değerleri, yaklaşımları, inançları konular içerisinde anlamaya yönlendirir.

7. Bu yerle başka bir yer arasında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar vardır? (Bu soru konuyu genişletir ve diğer soruları da kapsar)
Benzerlik ve farklılık
Yukarıdaki altı soruya dayanarak, iki veya daha fazla yerle ilgili karşılaştırmalar yapılır.

Kentler Ve Özellikleri

Kentler Ve Özellikleri


Bölgenin en kalabalık nüfuslu kenti İzmirdir. İstanbul ve Ankara dan sonra Türkiyenin üçüncü büyük nüfuslu yerleşim merkezidir. Karalar içine derin biçimde sokulan ve aynı adı taşıyan birkörfezin bitim yerinde kurulmuş olan İzmir,coğrafi konumu saiyesinde Batı anadolu’da çok geniş bir alanın ticeret limanı ve ülkemizin İstanbul’dan sonra ikinci büyük ticaret merkezi haline gelmiştir. Kent, İzmir körfezinin bitim yerinde bir ayça biçiminde yayılır: Kuzeyde Bastanlı dan başlıyan bu ayça 27km’yi aşkın bir eğri oluşturarak körfezin güneyinde Üç kuyular’da sona erer:daha sonra,Balçova,İnciraltı gibi yerleşmelerle batıya doğru uzanır. Günüzde kent,körfezin doğusunda Bornava, Buca gibi semtlerle genişlemektedir. Bölgenin ikinci büyük kenti Denizli ilk olarak günümüzdeki yerinden 7km kadar kuzeyde bir ovanın kenarında , savunmaya elverişli bir yerdir.


İktisat Ve Sanayi


TARIM.

Ege bölgesinde nüfusun çoğunlugu iklim, toprak koşulları ve ulaşım kolaylıklarının da elverişliliğiyle, geçimini sağlar Ege bölümünde Akdeniz iklimine uyan bazı bitkiler (zeytin, üzüm, vb. ) ağır basar.Tahıl üretiminde üçünçü sırada yer alan mısırın başlıca ekim alanı, Manisa ilidir.Pirinç ekimine ovalarda az miktarda yer verilir.Ege bölgesinde yaş ve kuru sebze ekiminde önemlidir.İklim koşulları, uygun olduğu için, turfanda sebze yetiştirilereki, öbür bölgelere yollanır.


HAYVANCILIK.

Ege bölgesinde hayvancılık çok gelişmemiştir Üstelik yakın dönemde otlakların daralması nedeniyle hayvan sayısında azanma gözlenmektetir. Koyun,sayı bakımından başta gelir.(yarıdan çogu İç Batı Anadolu bölümünde ):Afyon ilinde koyun sayısı milyonu aşar: İzmir ve Manisa illerinde yarım milyon bulunur. Muğla ili gibi dağlık kesimlerde,keçi sayısı koyun sayısında daha çoktur. İç Batı Anadolu bölümde Ankara keçisi yetiştirilir. İpek böcekcililği orta derecede gelişmiş arıcılıksa yaygındır İzmir körfezi kıyıları balıkçıklık bakımından : süngercilik oldukça gerilemiştir.


Yeraltı Gelir Kaynakları


Ege bölgesinin yeraltı gelir kaynakları oldukça çeşitlidir;ama madenlerin bir bölümü,Eskiçağ’dan beri işletildiğinden tükenmiştir. Bölgede yaygın olan linyit yatakları,Kütahya ve Soma yörelerinden toplanmıştır. Kütahya yöresindeki linyitlerin işletimesi Kütahya-Balıkesir demiryolunun yapılmasıyla kolaylaşmıştır. Tunçbilek bölgesindeki yataklarsa daha önemlidir.Soma’dan da oldukça iyi nitelikli linyit kömürü çıkarılmaktadır. Bölgedeki çpk sayıda demir yatağının başlıcaları Edremit yöresinde,Ayvalık’ın güneyinde ve Simav çevresinde yeralır;Selçuk, Uşak ve Tire’den zımpara yatakları işletilir.

SANAYI ETKİNLİKLERİ


Ege bölgesi Türkiye’de Marmara bölgesinden sonra ikinci sırada yer alır. Özellikle İzmir’de toplanmış olan başlıca sanayi kolları arasında Dokumacılık,Makine ve Madeni Eşya yapımı,besin sanayı(un,makarna,konserve fabrikaları),tütün işlemeciliği sayılabilir.Pamuklu dokumacılık İzmir’in yanı sıra Aydın,Nazili, Denizli ve Uşak’ta gelmiştir.


ULAŞIM


Ege bölgesinde ulaşım bakımından Türkiye’nin işlek bölgesindedir.Doğu-Batı doğrultuluvadi olukları, karayollarının iç kesimlere kadarulaşması olanak verir. Bölge, çeşitli demiryolu hatlarıyla öbür bölgelere bağlanır. (ülkemizdeki ilk demiryolu hattı olan İzmir-Aydın hattı 1856’da ege bölgesinde hizmete girmiştir

TÜRKİYE’NİN EKONOMİK, SİYASİ VE KÜLTÜREL

TÜRKİYE’NİN EKONOMİK, SİYASİ VE KÜLTÜREL
İLİŞKİDE BULUNDUĞU
KOMŞU ÜLKELER

Dünya’da ve bulunduğu bölgede önemli bir ülke olan Türkiye, komşularıyla ekonomik, siyasal ve kültürel yönden köklü ilişkilere sahiptir. Bu ilişkilerin kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanır.Çünkü doğu ve güney komşularının bir kısmıyla asırlardır aynı devletin çatısı altında bulunmanın kazandırdığı bazı ortak kültürel paydalar olmuştur.

Farklı kültürlere sahip olmalarına rağmen Batı komşuları da (Yunanistan ve diğer Balkan ülkeleri) asırlarca aynı devlet sınırları içinde bulunmuştur. Kuzey komşumuz (Eski adı SSCB) olan Rusya Federasyonu ile de tarih boyunca genellikle savaşma ve çatışma içinde geçen ilişkilerimiz olmustur.

Yukarıdaki genel açıklamalar doğrultusunda komşularımızdan Suriye, Irak, İran, Yunanistan ve Rusya Federasyonu hakkında genel coğrafi bilgiler verildikten sonra bu ülkelerle olan güncel ilişkiler, siyasi coğrafya açısından ele alınacaktır.

SURİYE

Güneydoğu komşumuz olan Suriye, en uzun kara sınırımızın olduğu devlettir. Kuzeyde Türkiye,doğuda Irak, güneyde Ürdün, batısında İsrail ve Lübnan ile çevrilidir.185.180 km2 lik yüzölçümüne sahip olan Suriye’nin nüfusu 15 milyonu aşmaktadır. Başkenti Şam, önemli kentleri ise; Halep. Hama, Humus ve Laskiyedir.

Ülke, genelde eski kütlelerin hakim olduğu tepeler ve platolarla kaplıdır.Batı kesiminde Akdeniz kıyısı boyunca uzanan Ensariye dağlarında yükselti, 1000m.’yi bulmaktadır.Bu dağların doğusunda Kahraman Maraş’tan başlayıp Amik ovası ile devam eden, içinden Asi ırmağının geçtiği derin bir çöküntü alanı uzanır. Ülkenin en yüksek kesimi, Lübnan’la sınırını oluşturan Anti-Lübnan Dağlarıdır.Bu dağların doğu kesimindeki toprakların büyük bir bölümü plato halindedir.

İklimi, Akdeniz iklimi ile kurak iklim karakterleri arasında bir geçiş özelliği gösterir. Kıyılarda Akdeniz iklimi egemendir. Burada yağışlar biraz daha fazla, sıcaklık daha yüksektir. İçerlere gidildikçe iklim, karasallık özelliği kazanır. Yağışların çok az düştüğü iç kesim genellikle çöl veye yarı çöl durumundadır. Ülkenin doğal bitki örtüsünü makiler, bozkırlar ve çöller oluşturur. Ülkenin en önemli akarsuyu, kaynaklarını tamamen Türkiye’den alan Fırat’tır. Fırat, bu ülke için hayat kaynağıdır. Bu akarsu üzerinde çok sayıda barajlar ve sulama projeleri planlanmış ve bunlar önemli ölçüde gerçekleştirilmiştir. Lübnan’dan doğan ve Suriye’den geçerek Türkiye topraklarından denize ulaşan Asi ırmağı da ülke için önemlidir.

Suriye, çok eski bir yerleşim alanıdır. Bu topraklara, 7. Yüzyılın ikinci yarısında, Müslüman Araplar hakim oluştur. Suriye, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı tooraklarına katılmış ve 1918’e kadar Türk hakimiyetinde kalmıştır. Ülke, 1918-1941 Fransızların yılları arasında ise yönetiminde kalmıştır. 1941 yılında da bağımsızlığına kavuşmuştur. Yönetimin adı Cumhuriyet olmasına rağmen, uzun yıllar tek parti (BAAS partisi) tarafından yönetilmiştir. Hafız Esad’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu, demokratikleşme konusunda bazı adımlar atmıştır.

Suriye, toprak yapısı, iklimi ve tarihi gelişimi ile ekonomik kaynakları sınırlı olan bir Orta Doğu Ülkesidir. Topraklarının yarısından fazlası ziraii faailyetler ve hayvancılığa elverişli olmasına rağmen, su büyük problemdir. Bu bakımdan ürün yetiştirilen alanlar sınırlıdır. Ülkenin başlıca tarım alanları Fırat ve Asi ırmaklarının vadi boyları ile Akdeniz kıyılarıdır. Bu alanlarda en yaygın yetiştirilen ürünler buğday ve arpadır. Ayrıca pamuk üretimi önem kazanmıştır. Diğer tarım ürünleri; tahıl, tütün, şekerpancarı, üzüm ve zeytindir. Akdeniz’e kıyısı olmasına rağmen balıkçılık Suriye’de gelişmemiştir. Küçükbaş hayvancılık ise; ülkenin doğusundaki kırsal kesimde yapılmaktadır.

Yeraltı kaynakları bakımından fakir olan ülkede, petrol çıkarılmaktadır. Humus’un doğusunda çıkarılan fosfat, ülkenin önemli yeraltı kaynağıdır.

Sanayi; hammadde, enerji, sermaye ve yetişmiş iş gücünün azlığı nedeniyle pek gelişmemiştir. Ülkede; besin maddelleri üretimi, çimento, pamuklu ve yünlü dokuma, cam, deri gibi sanayi kuruluşları özellikle önemli şehirlerin etrafında toplanmıştır. Ülkenin gelişmiş bir kara ve demiryolu şebekesi vardır. Deniz ulaşımında Akdeniz kıyısındaki başlıca limanları Lazkiye, Tartus ve Banyas’ın önemli bir yeri vardır. Şam’da Orta Doğu’nun en önemli hava limanlarından biri bulunur.

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeteri kadar gelişememiştir. Bunun sorumlusu da Suriye’dir. İki ülke arasında, Suriye tarafından haksız ve düşmanca tavırlar sonucu yaratılan önemli yapay sorunlar bulunmaktadır. Bunlar:

1.Su Sorunu
2.Hatay Sorunu
3.Terör Sorunu

Bu üç sorunda tek taraflı olarak Suriye tarafından yaratılmıştır. Bunlardan su sorunu, GAP ile daha da tırmandırılmıştır. Gap’ın tamamlanmasıyla Suriye, Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye yeterli suyu göndermeyeceğini ileri sürmektedir. Bu gerekçeyle Arap ülkelerini zaman zaman harekete geçirmekte, Arap milliyetçiliğini de kullanarak Türkiye aleyhine bazı yaptırımlar uygulanmasına çaba göstermektedir. Suriye’nin bu çabalarının altında, yeterli suyu alamamasının ötesinde, Türkiye’nin güçlenmekte olduğundan duyduğu rahatsızlık yatmaktadır. Bu rahatsızlık, Suriye yöneticilerinden olduğu kadar, Türkiye’nin kalkınarak bölgede daha etkili bir güç olmasını istemeyen Batılı dostlarımızın kışkırtmalarından kaynaklanmaktadır.

Fırat ve Dicle ırmaklarının su toplama alanları Türkiye’dedir. Kendi topraklarına düşen ve ülke topraklarında erozyona neden olan yağmur sularıyla beslenen ırmakların suyundan yararlanmak, Türkiye’nin en doğal hakkıdır. Ayrıca bu ırmaklardan yeteri kadar su Irak ve Surıye’ye gönderilmektedir.

Hatay Sorunu, 1939’da kent meclisinin almış olduğu karar gereğince Türkiye ile birleşmesi, yani Anavatan’a kavuşmasıyla son bulmuştur. Ancak Suriye, bu konuyu canlı tutarak Türkiye ile sorun yaratma politikasına devam etmektedir.

Terör Sorunu da iki ülke arasında özellikle yakın geçmişte çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Türkiye’nin toprak bütünlüğüne göz diken, bebek, kadın, yaşlı demeden ülkenin insanlarını katleden Terör örgütüne topraklarında yer veren ve onlara devlet desteği sağlayan Suriye, iki ülke arasındaki ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. Türkiye’nin baskısı sonucu Terör örgütünün başını sınır dışı etmek zorunda kaldıktan sonra, barışçı ilişkiler içinde olacağını bildiren Suriye’nin nasıl bir yol izleyeceği zaman içinde netleşecektir. Terörü desteklemeyi bir devlet politikası haline getiren ve Orta Doğu’da önemli bir çiban başı olan Suriye, ABD ve diğer uluslar arası örgütler tarafından da terör destekçisi olarak ilan edilmiş durumdadır. Terör konusunda Türkiye’ye vermiş olduğu sözünde ne kadar samimi olduğu ve sözünü tutup tutmayacağı ülkemiz tarafından ciddiyetle takip edilmektedir.

Görüldüğü üzere, Suriye ile aramızda bulunan sorunların tamamı, Suriye tarafından, haksız ve düşmanca bir politikanin ürünü olarak yaratılmış yapay sorunlardır.
IRAN
Doğu komşumuz olan İran, hem nüfus (60 milyondan fazla) hem de yü-zölçüm (1.648.000 km2) bakımından komşularımızın en büyüğüdür. Ülke­nin başkenti Tahran, önemli kentleriyse; Tebriz, Isfahan ve Şiraz'dır. Ülke, islâm Cumhuriyeti adı verilen bir sistemle dinî esaslar temel alınarak yöne­tilmektedir.

Hazar gölü, Basra Körfezi ve Umman denizi arasında yer alır. Batıda, Türkiye ve Irak; Kuzeyde Nahcivan, Ermenistan, Azerbaycan ve Türkmenistan; doğuda Afganistan ve Pakistan ile kom­şudur. Orta Doğu'da Suudî Arabistan'dan sonra genişlik bakımından ikinci büyük ülkedir.

İran'ın kuzey ve güneyi ile batısı, yüksek dağlarla çevrilidir. Hazar gölü kıyısında Elburzlar, ba­tı ve güneyde ise Zağroslar uzanır. Bu dağlar, Alp kıvrım sisteminin parçasıdır. Kuzey­doğu İran'daki Kopet dağları ile batıda, kuzey-güney doğrultusun­da uzanan Khuzistan dağları diğer önemli en­gebelerdir. İran'ın büyük bir bö­lümünü; kurak, çıplak, ve aşınmış bir kütle olan İran platosu oluşturur. Kuzeyden ve doğudan dağ sıralarıyla çevrili olan bu platonun kuze­yinde Deşt-i Kebir, gü­neyinde Deşt-i Lût çöl­leri yer alır. Çöller, ülke yüz ölçümünün üçte bi­rine yakın bölümünü kaplar.

İran, sık sık şiddetli depremlerin görüldüğü bir kuşak üzerinde yer almaktadır. Ülke, akarsu bakımından zengin değildir. İki önemli akarsuyundan biri, güneyde Şat-ül Arap'a karışan ve Zağrosları kesen Karun nehri, diğeri ise kuzeyde Elburzları yararak Hazar gölüne dö­külen Kızıluzun'dur. Ayrıca ülkenin kuzeybatısında geniş bir çöküntü havzasına yerleşmiş Urmiye gölü, İran'daki pek çok sayıdaki göllerin en büyüğüdür.

İran'da genel olarak sert bir karasal iklim görülür. Kış aylarında ülkede, soğuk Sibirya yük­sek basıncı etkili­dir. Yaz aylarında ise ülkenin güne­yinde dünyanın en alçak basınç mer­kezlerinden biri oluşur. Platoda, yazlar kurak ve sı­cak, kışlar ise so­ğuk geçer. Burada yıllık yağış tutarla­rı çok düşüktür.

İran toprakları, yaklaşık 10 bin yılı bulan bir yerleşim alanı olma özelliğine sahiptir. Bu topraklar üzerinde daha ilk çağlarda güçlü bir imparatorluk kurulmuştur. Asırlar boyunca çeşitli İmparatorluk ve devletlerin baskılarına karşı koymuş bir devlet olarak ayakta kalabilmiştir. Yirminci yüzyılın başlarında, yarım yüzyıl kadar şahlık ile idare edildi. 1979'da İslâm Cumhuriyeti'ne dönüştürüldü. 1980'de komşusu Irak ile olan savaş, sekiz yıl sürmüş ve bu savaşta her iki ülke de büyük yıkıma uğramıştır.

Nüfusun yarısından çoğu başkent Tahran ile önemli kentler olan Tebriz, Şiraz, İsfahan, Ah-vaz, Kirmanşah, Abadan ve Meşhet'te yaşar. Nüfusunun büyük bölümü Fars kökenlilerden oluş­maktadır. Azeri ve Türkmenler de ülke nüfusunun dörtte birini oluşturmaktadır. Oldukça genç bir nüfusa sahip olan İran'da, nüfus artış hızı da oldukça yüksektir.

İran'ın ekonomisi petrol'e dayanır. Ülkede zengin petrol ve doğal-gaz yatakları vardır. Çıkarılan petrol, Basra Körfezi kıyısındaki Abadan'da arıtılarak ihraç edilir. Abadan'dan başka Şiraz, Isfahan ve Tebriz'de petrol ra­finerileri vardır, iran'daki petrol üretimi, ülke yöneticilerinin yaptırdığı he­saplamalara göre 20 yıl sonra ancak kendi ihtiyacını karşılayabilecek düze­ye inecektir. Çünkü yataklardaki rezerv hızla azalmaktadır. Petrolün bitme­siyle, sanayisi gelişmemiş olan bu ülkeyi zor günler beklemektedir.

Iran'ın el dokuma halıları dünyaca ünlüdür. Türkiye-Iran sınırı l639'da Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla çizilmiş ve bugüne kadar değişmemiştir.

Iki ülke arasındaki ticarî ilişkiler son yıllarda artış göstermiştir. Iran Türki­ye'ye ham petrol, deri, bakır, turfanda kavun ve karpuz satmakta Türkiye'den plâstik eşyalar, demir-çelik ürünleri, şeker, yağ ve çeşitli makineler almaktadır.

Türkiye ile Iran arasındaki siyasal ve kültürel ilişkiler yeteri ka­dar gelişmemiştir. Bunda da iran'ın kendine özgü Islâmî esaslara dayalı si­yasal rejimini ihraç etme girişimlerinin önemli payı olmuştur. Ayrıca bu ül­kenin Türkiye aleyhine faaliyet gösteren bölücü terör örgütlerini toprakla­rında barındırması ve onları desteklemesi de ilişkilerin gelişmemesinde önemli rol oynamıştır. Iran, Türkiye'ye karşı her plâtformda ve her zaman düşmanca politikalar izleyen Yunanistan ile de çeşitli konularda zaman za­man ittifaklar yaparak, Türkiye'ye karşı dostça olmayan davranışlar sergile­mektedir.

Halkın demokratik ve çağdaş yaşam için verdiği mücadeleler son se­çimlerde sonuç vermiş ve ülkede bu konularda olumlu gelişmeler olmuştur.

Hayvancılığın ülke ekonomisinde önemli yeri vardır. Ülkede yaşayan çok sayıdaki göçebe grupla­rın başlıca geçim kaynağı, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğidir. Hazar gölü, Basra Körfezi, Umman deni­zi kıyılarında balıkçılık, önemli bir gelir kaynağıdır. Hazar gölü kıyılarında mersin balığından elde edi­len havyar, dünyaca ünlüdür.

İran'da gelişmiş sanayi kolları; petrole dayalıdır. Abadan, Şiraz, İsfahan ve Tebriz, petrol rafineri­leri ve petro-kimya tesislerinin bulunduğu başlıca merkezlerdir. Diğer sanayi kuruluşları, dokuma, gı­da, çimento, cam ve ulaşım araçları üretimine dayalıdır. Ayrıca ülkede el sanatları (özellikle gümüş ve bakır işlemeciliği), ipekli dokuma, halıcılık gelişmiştir. Ülke ihracatında önemli yer tutan ham petrol ve petrol ürünleri kadar halı ve ipekli dokuma da ön plândadır. Tebriz, İsfahan ve Kirmanşah başlıca halı üretim merkezleridir.

Ülkedeki ulaşım ağı, yüz ölçüme göre yeterli değildir. Hazar gölünden başlayıp Tahran'dan geçen ve oradan Basra Körfezi'ne inen ana yol, çok önemlidir. Demir yollarında en önemli hat, başkent Tahran'ı Hazar kıyılarına ve güneybatıda Abadan'a bağlayandır. İran'ın, Hazar gölü ve Basra Körfezi kıyı­larında önemli limanlan vardır.

İran, komşularımız içinde en fazla ticaret yaptığımız ülkelerdendir. Türkiye, İran'a daha çok çeşitli gıda maddeleri, canlı hayvan, demir-çelik ürünleri, kâğıt, iplik ve çeşitli makineler satmakta; İran'dan ham petrol, bazı madenler ve ham deri almaktadır.

IRAK

Türkiye'nin Güneydoğusunda 438 317 km2 alan kaplayan İrak'ın nüfu­su 20 milyon dolayındadır. Başkenti Bağdat olan ülkenin önemli şehirleri; Basra, Kerkük Musul ve Erbil'dir.

Güneydoğu komşumuz olan Irak, Orta Doğu'da merkezî bir konuma sahiptir. Doğudan İran, batı­dan Suriye, Ürdün, Suudî Arabistan, güneyden Kuveyt ve Basra Körfezi ile çevrilidir. Büyük bir bölümü az yüksek düzlüklerden oluşan ülke, coğrafî bakımdan şu bölgelere ayrılır: Me­zopotamya düzlükleri, Kuzeydoğudaki dağlık alan, Batı ve güneybatıda yer alan yan çöl alanları.

En verimli toprakları Fırat ve Dicle ırmakları boylarındadır. Bu iki ırmak, İrak'ın hayat kaynağıdır. Ülke nüfusunun önemli bir kısmı da bu iki ırma­ğın yakınlarında toplanmış durumdadır. Tarihî devirlerden beri bu iki ırmak arasındaki verimli topraklar, Mezopotamya olarak bilinir ve çeşitli medeni­yetlerin doğuş alanı olmuştur.

Mezopotamya, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Dicle ve Fırat ırmaklarının alüvyal dolgu alanıdır ve ülkenin yaklaşık yansını oluşturur. Bu iki nehir, Basra Körfezi'ne 180 km kala birle­şir ve Şat-ül Arap adıyla körfeze dökülür. Şat-ül Arap'ın çevresi, bataklık düzlükler halindedir. Batak­lık sazları ve ağaçlarıyla kaplı olan bu kesimde ulaşım, daha çok teknelerle yapılmaktadır.

Irak, sıcak ve kurak karasal iklimin etkisi altındadır. Düzlüklerde yazlar çok sıcak geçer. Temmuz ve ağustos aylarında sıcaklıklar 46°C'ye kadar çıkar. Yıllık yağış tutarları, güneybatı­dan kuzeydoğuya doğru artış gösterir. Yüksek dağlık kesimlerde 750-1000 mm'yi bulan yıllık yağış, güneybatıya doğru azalarak 100 mm'ye kadar düşer. Kuzeydoğudaki dağlık kesimde yaz­lar sıcak, kışlar soğuk geçer.

Ormanlar, ülke yüz ölçümünün çok küçük bir bölümünü kaplar. Ülke genelinde bozkırlar ve seyrek çalılıklar yaygındır.

İrak'ta bugün çeşitli etnik gruplara mensup 20 milyona yakın insan yaşamaktadır. Nüfusun çoğun­luğunu Araplar oluşturur. En önemli azınlık 2.5 milyon dolayındaki nüfusa sahip olan Türklerdir. Aynca ülkede 0.5 milyon dolayında hristiyan nüfus ya­şamaktadır.

İrak'ta halkın büyük çoğunluğu, geçimini tarımdan sağlar. Ekili-dikili alanların üçte birinde sulamalı tarım yapılır. Bu amaçla Fırat ve Dicle üzerinde çok sayıda baraj yapılmıştır. Başlıca ürünleri; hurma, çeltik ve pamuktur. Dünya hurma üretiminin %70'ini gerçekleştirir. Baklagiller ve su­sam üretimi de yaygındır. Kuzey kesiminde daha çok tahıl ve tütün üretilir.

Mera ve çayır alanlarının çok az yer kaplaması nedeniyle hayvancılık pek gelişmemiştir. Gelişme yolunda olan ekonomisinde, petrolden elde edilen gelirin büyük bir bölümünü, tarımı modernleştirme­ye harcamaktadır. Bunda başarılı olmuş, birim alandan yüksek verim elde ederek bu yolla açıklarım kapatmıştır.

Ülke, yer altı kaynakları bakımından önde gelen petrol üreticileri arasında yer alır. İrak'taki pet­rol havzaları kuzeydoğuda (Musul, Kerkük) ve güneyde Basra Körfezi kıyısında olmak üzere başlıca iki bölgededir. Dünya petrol rezervlerinin %10'una sahip olan ülke, çıkarttığı petrolü dünyaya, doğu Akdeniz'deki limanlar ile ülkemizdeki Kerkük-Yumurtalık boru hatları ve Basra Körfezi'ndeki istas­yonlardan ihraç eder. Körfez Savaşı sonrası, ambargo nedeniyle petrol boru hatları, bir süre kapalı kal­mış, daha sonra kısmen yeniden açılmıştır. Ülkenin petrol dışındaki yer altı zenginlikleri arasında do­ğal gaz, kükürt, fosfat ve tuz sayılabilir.

İrak'ta, petrol ve petrol ürünlerine dayalı olanlar dışında diğer sanayi kollan pek gelişmemiştir. De-mir-çelik sanayii, ulaşım araçları, çimento, gıda, tekstil sanayii kuruluşları son yıllarda önem kazanmış­tır. Ancak günümüzde bütün bu kuruluşlann büyük bölümü son girişilen savaş sonrasında çalıştırılamaz hâle gelmiştir.
Körfez Savaşı öncesinde, ülkemizle Irak arasında çok canlı bir ticaret vardı. İrak'a uygulanan am­bargo nedeniyle bu ticaret büyük ölçüde durmuştur. Türkiye, İrak'a çeşitli gıda maddeleri, konfeksiyon ve demir-çelik ürünleri satmakta; bu ülkeden ham petrol satın almaktadır.

Irak, 1534 yılında Osmanlı yönetimine girmiş ve 1918 yılına kadar aynı ülkenin bir parçası olarak kalmıştır. Kısa bir süre ingiltere'nin etkisinde ka­lan Irak, 1932 yılında bağımsızlığına kavuşmuştur. 1980-1988 yılları arasın­da iran'la savaşan Irak, 1990 yılında da yine bir başka komşusu olan Kuveyt-le savaşa girmiştir. Bu ülkeyi işgal ve kendi topraklarına ilhak eden Irak, Bir­leşmiş Milletler desteğinde ABD ve müttefiklerinin müdahalesiyle büyük bir yenilgiye uğramıştır. Büyük kayıplar veren İrak'a uzun yıllar süren petrol dış satım yasağı konmuştur. Ayrıca bu ülkeye ilâç dışında ticaret ambargosu ko­nulmuştur.

Bu ağır yaptırımlar karşısında Irak, ekonomik ve siyasal alanda önemli kayıplara uğramıştır. Bu arada Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı da kapa­tılmıştır. Böylece komşumuz İrak'ın yapmış olduğu hata yüzünden Türkiye de ekonomik kayıplara uğramış bulunmaktadır. Saldırgan ve istilâcı tutumu nedeniyle savaşa neden olması ve savaştan yenik çıkması üzerine Birleşmiş Milletler tarafından öne sürelen koşulları yerine getirmekte isteksiz davra­nan Irak, ekonomik yönden her geçen gün daha kötüye gitmektedir. İrak'ın bu durumundan Türkiye'de zarar görmektedir. İrak'taki diktatörlük yöneti­minin akıl dışı uygulama ve politikalarının sona ermesi, hem ülke hem de bölge açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Iran savaşı ve Kuveyt savaşı sonrasında ülkesindeki Kürt vatandaşlarına karşı kimyasal silâh kullanarak imha politikası uygulayan İrak'ın kuzey kesiminde özel bir bölge oluşturulmuştur. ABD ve müttefikleri tarafından ka­baca; 36. kuzey paralelinin kuzeyinde Irak uçaklarına uçuş yasağı konul­muştur. Burada Irak devleti egemen durumda değildir. Bu bölgede yaşayan Kürtlere özel bir politika uygulanmakta ve İrak'a karşı korunmaktadır. Kürt liderler zaman zaman Avrupa ve ABD'de bir araya getirilip birlikte hareket etme telkinleri yapılmaktadır. Bu bölgede kurulması plânlanan bir Kürt dev­letinin siyasal alt yapısı 1999 yılında oluşturulmuştur.

36.paralelin kuzeyinde bulunan Türkler, Kürtlere sağlanan kolaylıklar­dan yararlandırılmamaktadır. Ayrıca Kuzey İrak'ta bulunan ve 36. Kuzey paralenin güneyinde bulunan Kürtler de ABD ve Batılı devletler tarafından koru­ma altındadır. Sonuç olarak belirtmek gerekirse, 36. Kuzey paraleli uygu­laması, aslında Kuzey İrak'ta kurulması istenilen bir kurt devleti için ortaya atılmış bir adımdır. Buradaki Türklerin hiç dikkate alınmaması, konunun Türkiye için çok önemli bir boyutudur. Çünkü bölgede 2.5 milyon Türk (Türkmen) yaşamaktadır.

Petrol ihraç eden ülkeler birliği (OPEC)'nde yer alan İrak'ın zengin pet­rol yatakları, güneyde Basra Körfezi kıyısmdadır. Kuzeydeki yataklar ise Kerkük ve Musulda'dır. Irak 1990 yılına kadar en çok petrol ihraç eden ül­keler arasında dünyada 5. sıradaydı. Irak, petrol ihracatından sağladığı geli­rin önemli kısmını silahlanmaya yatırmış ve bu silâh gücüyle de bölgede li­der ülke olma hayaline kapılmıştır. Ancak bu isteğini komşu ülkelere saldır­ganlık derecesine vardıran Irak, Arap milliyetçiliğini de zaman zaman can­landırarak Türkiye aleyhine çaba harcamaktadır. Körfez savaşı sonrası, ülke­deki petrol üretimi ancak ülke ihtiyacını karşılamaktadır. Çünkü Birleşmiş Milletler tarafından ülkeye satış yasağı uygulanmaktadır.

Ambargo öncesinde, Kerkük'ten çıkartılan petrolün bir bölümü, petrol boru hattıyla Suriye üzerinden Akdeniz'e aktarılarak ihraç edilirdi. Diğer bir kısmı ise Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattıyla yine Akdeniz üzerinden ih­raç edilir. Bu petrolün önemli bir kısmını Türkiye satın alırdı.

Kuzey Irakta yaşayan 2 milyon dolayındaki Türk'ün (Türkmenlerin) önemli sorunları vardır. Birkaç yıl öncesine kadar başta Kerkük ve Musul gibi kentlerde nüfusun çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Ancak Irak yö­netimi, bu nüfusa karşı yıldırma politikası izlemiştir. Buralardaki Türkler, çeşitli bahanelerle göçe zorlanmış ve yerlerine Arap nüfus yerleştirilmiştir. Bilinçli bir şekilde yürütülen bu politika sonunda, bu kentlerde Türkler ar­tık azınlıkta kalmışlardır. Ayrıca buralarda sayıları hızla azalan Türklere kar­şı devlet, sürekli olumsuz tutum içerisindedir.

Irak ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeteri kadar gelişmemiştir. Bu­nun nedeni İrak'taki demokratik olmayan (diktatörlük) yönetimin devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan ve zaman zaman da dostça olmayan tutumlarıdır. Uzun bir sınıra sahip olan bu ülkeyle akıllı, demokratik ve insan haklarına saygılı uluslar arası ölçüler içinde kurulacak ilişkiler, her iki ülke ve ülke hal­kı için de önemlidir.

YUNANISTAN

Deniz sınırları da dikkate alınırsa, en uzun sınıra sahip olduğumuz komşumuz Yunanistan’dır.Yunanistan, Balkan yarımadasının güneyinde yer alır.Kuzeyden Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan kuzeydoğu­dan Türkiye ile komşu­dur. Başkenti Atina, önemli sehirleri Selanik ve Pire’dir.

131,990 km2 lik yüzölçümüne ve 11 milyon nüfusa sahiptir. Ülke koy ve körfezlerle iyice parçalanmış olan büyük bir yarımada, Batı Trakya ve 2000 den fazla irili ufaklı adadan oluşur.Ülke, coğrafî bakım­dan; Kuzey Yunanistan, Orta bölüm, Mora yarı­madası ve Adalar Yuna­nistan'ı olmak üzere dört bölüme ayrılır.

Adaların en büyüğü güneydeki Girit’tir. Adaların diğerleri; Ege denizinde kuzeyden güneye doğru Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, İstanköy, Rodos, Eğriboz . Yunanistan, akarsular bakımından fakir bir ülkedir. Başlıca akarsuları; Meriç, Vardar ve Mestos'tur.

Yunanistan'da genelde Akdeniz iklimi egemendir. Doğu kesimi, Balkanlar'dan gelen soğuk hava akımlarına açıktır. Batısı ise daha ılık ve daha yağışlıdır. Batıda 1000mm'yi bulan yağışlar, doğuda ya­rı yarıya düşer. Sıcaklıklar ise ülkede kuzeyden güneye doğru artış gösterir. Yunanistan'da doğal bitki örtüsü, genelde maki topluluğudur. Ancak kuzeybatıdaki yüksek alan­larda ormanlara rastlanır. Ormanlarının büyük bir bölümü tahrip edilmiştir.

Tarih öncesi çağlardan itibaren yerleşime sahne olan ve değişik medeniyetlerin kurulduğu Yuna­nistan topraklan, 14. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Yaklaşık beş yüz­yıl Osmanlı egemenliğinde kaldıktan sonra 1829'da bağımsızlığını kazanmıştır. Yunanistan, I. Dün­ya Savaşı'ndan sonra Anlaşma Devletleri'nin desteği ile Bati Trakya ve Bati Anadolu'yu işgal etti. Ancak I. ve II. İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz ile ağır bir yenilgiye uğrayarak geri çekildi.

Yunanistan'da kentli nüfus oranı yüksektir. Başkent Atina dışında Selanik, Pire, Patras, Larissa, Valos gibi şehir merkezleri ve çevreleri, nüfusun yoğun olduğu yerlerdir. Ülke nüfusunun büyük ço­ğunluğunu Yunanlılar meydana getirir. Nüfusun geri kalanı Türkler, Makedonlar, Arnavutlar, Erme­niler ve Çingenelerden oluşur. Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerler, Bati Trakya'daki İskeçe, Gümülcine ve Dedeağaç çevresidir. Yunanistan'daki Türkler yoğun baskı altında yaşamaktadır.

Yunanistan'da tarım, ekonomik etkinlikler içinde ilk sırayı alır. Ancak, yüzey şekillerinin aşın engebeli oluşu ve yağış yetersizliği nedeniyle tarım fazla gelişmemiştir. Zeytin üretimi ve bağcılığın geniş yer tuttuğu Yunanistan'da başlıca tarım ürünleri; buğday, çeltik, pamuk, tütün, turunçgiller ve çeşitli sebzelerdir. Akdeniz ülkeleri içinde zeytin ve zeytinyağı üretiminde ilk sıralarda yer alan ül­kelerdendir. Diğer tarımsal ürünler bakımından iç tüketimini karşılamaktan çok uzaktır.

Ülke topraklarının dörtte birini kaplayan mera alanlarında, daha ziyade küçükbaş hayvancılık yapılır. Ancak son yıllarda büyük şehirler çevresinde modern metotlarla yapılan mandıracılık geliş­me göstermiştir. Ülkenin binlerce km'yi bulan kıyılan olduğu hâlde balıkçılık önemli bir gelir kay­nağı değildir. Bunun başlıca nedenleri, aşırı avlanma ve deniz kirliliği nedeniyle balık neslinin azal­mış olmasıdır.

Yunanistan, yeraltı kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. Kaliteli kömür yatakları olmadığı gi­bi petrol ve doğal gaz yatakları da çok sınırlıdır. Çıkarılan madenler arasında linyit, boksit, demir, çin­ko, magnezit, nikel sayılabilir. Sanayi için temel enerji kaynaklan petrol, doğal gaz ve kömür dışardan temin edilir.

Sanayi, Yunanistan'da pek gelişmemiştir. Gıda, tekstil, çimento, gübre, kâğıt, elektrikli aletler ve gemi onanını kurul uslan, özellikle büyük şehirlerin çevresinde görülür.

Az miktarda tanm ürünü ihraç eden ülke, petrol, çeşitli ulaşım araçları ile demir-çelik ve gemi ma­kineleri ithal eder. Güçlü bir deniz filosuna sahiptir. Bu bakımdan uluslar arası deniz taşımacılığından elde ettiği navlun geliri önemli ölçüdedir.
Ülkede gelişmiş demir ve kara yolu taşımacılığının yanı sıra deniz taşımacılığı da önemlidir. Yu­nan deniz yollan ve dünyanın dört bir tarafında deniz taşımacılığı yapan Yunanlı armatörler, ülkeye bü­yük kazanç sağlar.
Turizm, ülkenin çok önemli bir gelir kaynağıdır. Üklenin dış gelirleri arasında turizm birinci sırayı almaktadır. Sanayi ise AB ye girdikten sonra gelişme yolundadır.

Yunanistan, yaklaşık 400 yıl Osmanlı yönetimindekalmıştır. 1829’da yapılan Edirne Antlaşmasıyla ülke, bağımsızlığına kavuşmuştur. Daha sonra her fırsatta Osmanlı Devleti’nden toprak koparan Yunanistan, sınırlarını Meriç’e kadar getirmiştir. Bugünkü Türkiye-Yunanistan sınırı, Lozan Antlaşması’yla kabul edilmiştir. Ancak Yunanistan tarafında kalan Batı Trakya’da 150,000 kadar Türk nüfus yaşamaktadır.

Yunanistan’la Türkiye arasında önemli sorunlar vardır. Bu sorunların tamamını da Yunanistan tek taraflı olarak yaratmaktadır. İki ülke arasındaki sorunlar aşağıdaki başlıklar altında sıralanabilir :

Batı Trakya Türkleri Sorunu: Lozan antlaşmasıyla (1924) Yunanistan ‘ın Batı Trakya kesiminde önemli miktarda Türk asıllı nüfus kalmıştı. Bunların bir kısmı Türkiye’de yaşayan Rum asıllı Türk vatandaşlarıyla karşılıklı olarak değiş tokuş (mübadele) yapılmıştır. Bunun dışında Batı Trakya’da günümüzde 150.000 kadar Türk yaşamaktadır. Bu insanların çok önemli sorunları vardır. Türk azınlık, sözde bir AB üyesi olan ülkede yaşamarına rağmen, demokrasinin en temel ilkesi olan seçme ve seçılme hakkına sahip değillerdir. Dini ibadetlerini özgürce yerine getirememektedir. Ev, arsa gibi gayrimenkulleri satın alma hakları bulunmadığı gibi kendi evlerinin tamir ve bakımını bile yapamamaktadırlar. Böylece, Türklerin elinde tapulu gayrimenkul bırakılmaması politikası izlenmektedir. Türklerin dairelerinde görev alma hakkı yoktur. Yukarıda belirtilen ve bir Avrupa Birliği üyesi olan ülkede izlenen yöntemlerin tamamı, Türk nüfüsun ülkeden uzaklaştırlması amacını gütmektedir. Bu tutum, Yunanistan devletinin resmi politikasıdır. Bütün bu demokrasi dışı davranışlar, demokrası ve insan hakları şampiyonu kesilen ve başkalarına demokrasi dersi vermeye kalkışan Avrupa Birliği üyeleri tarafında sadece seyredilmekte ve desteklenmektedir.

Ege Denizi ve Adalar Sorunu: Ege denizi, iki ülke arasında bulunan ve Akdeniz’i Marmara ve boğazlarla Karadeniz’e bağlayan arazinin çökmesi sonucu 4. Jeolojik zaman başlarında oluşmuştur. Bundan dolayı, Anadolu’nun kıyıları çok girintili çıkıntılıdır. Kıyılarımızın hemen yakınında bulunan adaların jeolojik yapısı, batı kıyılarımızla aynıdır. Yani bu adalar jeolojik olarak Batı Anadolu’nun uzantılarıdır. Çünkü bu adalar aynı zamanda Anadolu’nun kıt’a sahanlığı üzerinde bulunmaktadır. Böyle olmasına rağmen Lozan Antlaşmasına göre, 2. Dünya Savaşı sonrasında Oniki ada olarak adlandırılan ve Türkiye’nin güneybatısında kalan adalar dahil, Ege denizinde kalan adaların tamamına yakını Yunanistan tarafından haksız yere sahiplenmiştir. Bu da yetmiyormuş gibi Yunanistan, kara sularını (deniz sınırlarını) 6 milden 12 mile çıkarma çabasındadır. Böyle bir uygulama, Türkiye’nin Ege denizi kıyılarında neredeyse Türkler’in denizde yüzme hakkını bile elinden almaktadır.

Yunanistan zaman zaman bu haksız isteğini tekrarlamakta, Türk Deniz Kuvvetleri’nin Ege’de yaptıkları planlı tatbikatlar sırasında ara ara krizler yaratmaktadır. Haksız isteklerini zaman zamn uluslararası kuruluşlara taşımaktadır. Ama haksız oldukları için ve Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında sonuç alamamaktadırlar. Ayrıca Ege denizini bir Yunan denizi gibi görerek bu denizin uluslararası sularında Türkiye’nin petrol aramalarına da engel olarak sorun çıkarmaktadır.

Kıbrıs Sorunu: 1571 yılında Osmanlılar tarafından fethedilen Kıbrıs adası, 1914 yılında İngiltere’nin yönetimine girmiştir. 1960 yılında ise bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Adadaki Türk ve Rum nüfusunun eşit hakları üzerine kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Yunanistan kendine bağlamak istiyordu. Adadaki Türkler hunharca öldürülmeye başlandı. Ancak Yunanistan enosis politikasında başarılı olamadı. 1974’teki Türk Barış Harekatıyla Türkler katliamdan kurtuldu ve 1983 yılında Kuzey Kıbrıs’ta bağımsız bir Türk devleti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu. Yunanistan, bundan sonra da Kıbrıs Türkleri ve Türkiye aleyhindeki politikasını sürdürdü. Üyesi olduğu AB’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda Kıbrıs konusunu gündeme getirdi. Kıbrıs’ta tek bir devlet bulunduğunu iddia ederek KKTC’nin uluslararası kuruluşlarda tanınmaması için çaba harcamaktadır. Kıbrıs’ın tamamını Rum yönetiminin temsil ettiğini iddia etmekte ve zaman zaman bu iddiasında da başarılı olmaktadır. Rum yönetimi Kıbrıs adasının temsilcisi olarak AB’ye üyelik başvurusunda bulunmuş ve bu yönde önemli gelişmeler sağlanmışlardır.

Yunanistan, Türkiye’nin AB’ne üye kabul edilmesi için Kıbrıs’taki Türklerin bütün haklarında vazgeçmeleri koşulunu öne sürmektedir. Maalesef bu istek, bazı Avrupa ülkeleri tarafından da benimsenmektedir.

Sonuç olarak Kıbrıs’ta günümüzde adada iki ayrı halkın kurduğu iki ayrı bağımsız devletin bulunması, sorunun çözümlenmesini sağlamıştır. Ancak, bu çözümü sorun olarak gören ve kendi çıkarları doğrultusunda çalıştıran ülke Yunanistan’dır. Şu anda Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için Kıbrıs sorunu diye bir sorun bulunmamaktadır. Diğerlerin de olduğu gibi bu sorunu yaratan yine Yunanistan’dır.

Adaların silahlandırılması sorunu: Yunanistan, Ege kıyılarımızn birkaç mil uzağında bulunan adaları silahlandırmaktadır. Bu durum, hem Lozan Antlaşmasına, hem uluslararası sözleşmelere hem de komşuluk ilişkilerine aykırıdır. Düşmanca bir düşüncenin ürünüdür. Ancak bu silahlandırma eylemi özellikle AB üyelerinin gözleri önünde açıkça devam etmektedir.

Terörizmi Destekleme Sorunu: Yunanistan, Türkiye aleyhine olacak her şeye destek vermektedir. Buna terörizm de dahildir. Bunun en canlı örneği, Türkiye’yi bölmek amacıyla kurulmuş bulunan dünyanın en kanlı terör örgütüne açıkça vermiş olduğu destektir. Bu terör örğütüne eğitim yeri ayıran kendi askeri personelinden eğitici elemanlar görevlendiren, örgüt elemanlarına topraklarında eğitim ve kamp yeri ayıran, ona uluslararası kuruluşlarda arka çıkan Yunanistan, aynı zamanda bir Avrupa Birliği üyesidir. Buna ek olarak, törerizmi kınayan uluslararası sözleşmelere de imza atmıştır. Terör örgütü başının yakalanması ile ve bağımsız Türk mahkemelerine vermiş olduğu özgür ifadeleri ile Yunanistan, teröre vermiş olduğu destek konusun da suç üstü yakalanmış bulunmaktadır.

Fır Hattı Sorunu: Fır hattı uluslararası hava ulaşımı hattıdır. Türkiye’nin Avrupa ve pek çok ülke ile olan hava ulaşımı, Ege denizi üzerinden yapılmaktadır. Bunu firsat bilen Yunanistan, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak bu uçuş hattını zaman zaman kapatma girişimlerinde bulunmakta ve iki ülke arasında kriz yaşanmasına neden olmaktadır.

Yukarıda başlıklar halinde belirtilen ve tamamen Yunanistan tarafından yaratılan sorunların temelinde, Yunanistan devlet yöneticilerinin Türk ve Türkiye düşmanlığı yatmaktadır. Yunan halkının isteğine aykırı olarak, Yunan devlet yöneticileri tarafından uygulanan bu politika, bütün Yunan Hükümetlerinin dış politikasının değişmeyen ilkesi haline gelmiştir. Bu amaçla Yunanistan, Türkiye’nin AB ye üye olmasına her türlü engeli çıkarmaktadır. Bu engelleme, birçok AB ülkesi tarafından da desteklenmektedir.

Yunanistan, gençliğini Megalo idea (büyük ideal) gibi boş bir hayal ile yetiştirmektedir. Bu hayal eski Helen imparatorluğunu canlandırmayı amaçlamaktadır. Bu ideale göre; Marmara ve Ege bölgeleri ele geçirilecek ve İstanbul büyük Yunanistanın başkenti yapılacaktır. Bu ham hayal zaman zaman Yunan yöneticileri tarafından açıkca dile getirilebilmektedir.

Yunanistan devletinin, bu olumsuz tavırlarına rağmen aynı denizin iki yakasındaki Türk ve Yunan halkı birbirlerine karşı sevgi ve barış duyguları beslemektedir. Bunun en güzel örneği, 1999 depreminden sonra açık bir şekilde gösterilmiştir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler yeteri kadar gelişememiştir. Türkiye Yunanistan’dan çeşitli kimyasal maddeler, ilaç ve demir çelik ürünleri satın alır. Yunanistan’dan çeşitli tarım ürünleri, bazı madenler, cam ve cam ürünleri satar.


RUSYA FEDERASYONU

1991 yılına kadar adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) olan ülke, yine aynı tarihe kadar ABD ile birlikte dünyanın iki süper gücünden biriydi. Ancak 1990'lı yıllarda başlayarak devam eden baskıcı-devletçi-kapa-lı yönetim sisteminin çöküşü ve sonunda kendine bağlı Türk Cumhuriyetle­ri (Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan) ile Taci­kistan, Gürcistan, Ermenistan, Beyaz Rusya, Ukrayna, Estonya, Letonya, Lit-vanya ve Moldova'nın bağımsızlığını kazanmasıyla sınırları iyice daralmıştır. Ayrıca lideri olduğu Doğu Bloku ve Varşova Paktı'nın da çökmesiyle bu bir­liğe bağlı olan Doğu Avrupa ülkeleri (Romanya, Macaristan, Çekoslovakya, Bulgaritan, Polanya ve Doğu Almanya'nın bloktan ayrılarak NATO'ya üye olmak için başvurmaları sonucu, ekonomik sistemin çökmesine ek olarak siyasal ve askerî sistemi de çökmüştür.

Yukarıda belirtilen nedenlerle sınırları iyice küçülerek Rusya Federas­yonu adını alan yeni devlet, yine de dünyanın en geniş topraklarına sahiptir. Asya kıt'asının kuzeyinde, batıda Karadeniz'den doğuda Büyük okyanu­sa kadar, Güneyde Kazakistan'dan kuzeyde Kuzey Buz denizine kadar çok geniş topraklara sahiptir. Topraklarının büyük bir kısmı Asya, batıdaki kü­çük bir kısmı ise Avrupa kıt'asındadır. îki kıt'a arasındaki sınırı Ural dağları oluşturur. Rusya Federasyonu'nun yüzölçümü 17 milyon km2, nüfusu ise yaklaşık 150 milyondur. Başkenti Moskova olan ülkenin önemli şehirleri; Leningrad ve Gorki'dir.

Rusya Federasyonu nüfusunun çoğu, Ural dağlarının batısındaki Avru­pa kesiminde yaşar. Burası, Doğu Avrupa Ovaları olarak bilinir. Ülkenin doğuda kalan Asya topraklarıysa yerşekilleri bakımından çeşitlilik gösterir. Kuzeyde kalan kesimi Sibirya'dır. Sibirya'nın doğusunda, Büyük okyanus kıyılarında yüksek sıradağlar bulunur. Ayrıca Çin sınır bölgesi de oldukça dağlıktır.

Ülkede, Kuzey Buz denizine dökülen büyük ırmaklar vardır. Obi Yeni-sey ve Lena bunların başlıcalarıdır. Karadeniz'e dökülen idil (Volga) de ül­ke için önemli bir akarsudur.

Ülkede genellikle karasal iklim etkilidir. Kuzey Buz Denizi yakınlarında soğuk iklim görülür. Bitki örtüsü Sibirya'da Tayga adı verilen çam ormanla­rından oluşur. Güneyde ise genellikle bozkırlar yaygındır.

Rusya Federasyonu'nda yaşayan halk; dil, din ve etnik bakımından çok farklılıklar gösterir. Nüfusun çoğunluğu Ruslardan oluşur. Daha sonra Türkler gelir. Türkler, ülke içinde çeşitli yerlerde yaşamaktadır. Bunların ço­ğu özerk cumhuriyet ve özerk bölgelerde bulunur. Yaşadıkları yerlerin adı Özerk olsa da bu yönetimler, çok sıkı bir şekilde Rusların kontrolü altında­dır.

Anayurtları olan Orta Asya'dan göç ederek dağılan Türkler, Rusya Fede­rasyonu içinde çeşitli yerlerde ve çeşitli isimlerle bulunurlar. Türkiye'ye en yakın olan Kafkaslardaki Türkler; Karaçay, Balkar ve Dağıstan Özerk Cumhuriyetlerinde yaşar, idil boylarındakiler ise Çuvaşistan, Tataristan ve Başkurdistan Özerk Cumhuriyetlerinde yaşarlar. Ülkenin güneyinde Altay dağları çevresinde bulunan Türklerin bulunduğu yerler ise Altay, Ha-kas ve Tuva Özerk Cumhuriyetleridir. Asya kıt'ası ve ülkenin kuzeydoğu köşesinde ise Yakut Türklerinin yaşadığı Yakut (Saha) özerk cumhuriyeti bulunmaktadır.

Rusya Federasyonu'nda zengin doğal kaynaklar vardır. En önemli" yer altı kaynağı petrol, doğal gaz ve demirdir. Ayrıca Sibirya'daki geniş ormanlar, ülke için büyük bir zenginlik kaynağıdır. Tarım ve hayvancılığın önemli olduğu ülkede bazı sanayi dalları gelişmiştir. Bunların başında petrol ürünleri, silâh ve metal sanayii gelir. Ülkede sanayi ve teknoloji Batıya uyum sağlama çabasındadır.

Rusya Federasyonu, gerek siyasî ve gerekse ekonomik yönden büyük bir değişim içindedir, insana, özgürlüklere, girişimciliğe ve yaratıcılığa önem v.ermenin gerekliliğini anlayan ülke yöneticileri, siyasal ve ekonomik değişim yönünden önemli mesafeler almışlardır. Eski süper gücünden çok şeyler kaybeden, kendini yenilemek için dünyanın çeşitli kuruluşları ve ülkelerinden kredi alan ülke, yine de küresel sorunlar üzerinde etkili olabilmektedir. Bunun en canlı örneğini Balkanlarda (Kosova'da) göstermiştir.

Rusya Federasyonu, Türkiye'ye karşı, Çarlık Rusyası ve eski Doğu Blo-ku liderliğinden kalma dış politikasını devam ettirmektedir. Özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra farklı bloklarda yer almış iki ülkenin dış politika­sı, gereğince Rusya, çok zaman Türkiye'nin karşısında olmuştur. Günümüz­de bunun en canlı örneğini Baku1 den gelecek petrolün Avrupa pazarlarına aktarılması konusunda görmek mümkündür. Türkiye bu petrollerin Baku-Ceyhan arasında döşenecek bir boru hattıyla taşınmasını isterken Rusya Fe­derasyonu, kendi limanı olan Soçi üzerinden ve Karedeniz'i tabiken boğaz­larımızdan tankerlerle taşınmasını desteklemektedir.

Ülke çıkarlarını ön plânda tutan daha esnek ve daha akıllıca uygulana­cak dış politikalar, bu büyük komşumuz ile daha büyük projelerde birlikte çalışma imkânı yaratabilir. Ancak bu durum, Batı bloku ile Rusya Federas­yonu arasında Türkiye'nin izleyeceği gerçekçi bir denge politikasıyla mümkündür.

Ülke Türkiye'ye doğal gaz, kereste gibi şeyler satar. Türkiye'den tekstil ve bazı besin maddeleri satın alır. Son yıllarda Türk müteahhitleri bu ülke­de büyük başarılara imza atmışlardır. Giderek yaygınlaşan bu müteahhitlik hizmetleri yanında Türk girişimcileri Rusya Federasyonu'nda çeşitli iş yerle­ri de açmaktadırlar.

Türkiye'nin komşularıyla olan ilişkileri toplu olarak değerlendirildiği zaman şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Ortadoğu ülkeri olarak isimlen­dirilen Müslüman Arap ülkeleri (Iran ve israil hariç), kısa bir zaman önce Osmanlı egemenliğinden kurtulmuş olmanın vermiş olduğu psikolojik etki­nin ve batılı devletlerin onları tarih boyunca çeşitli yollardan Türklere karşı kışkırtmış olmalarının etkileriyle ve ayrıca laik ve demokratik tek müslüman ülke olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı olumsuz tavır­lar içinde olmaktadırlar. Yunanistan, her zaman ve her zeminde Türk ve Türkiye karşıtı politikalarını yürütmektedir. Kuzey komşumuz olan Rusya Federasyonu ise, geleneksel olarak Türkiye'ye karşı olan politikasını devam ettirmektedir. Komşularının bu politikalarının oluşmasında Türkiye'nin her­hangi bir kusuru bulunmamaktadır. Ancak dostça olmayan bu politikalara karşı ülkemizin her zaman güçlü olması gerekmektedir. Bunun iki temel öğesi ise millî birlik ve ekonomik gelişmişliktir

EROZYON



EROZYON NEDİR?


Erozyon (toprak aşınımı), toprağın aşınmasını önleyen bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Erozyonun başlıca nedeni, toprağı koruyan bitki örtüsünün yok olmasıdır. Arazi eğimi, toprak yapısı, yıllık yağış miktarı, iklim faktörleri, bitki örtüsü, toprak ve bitkiye yapılan çeşitli müdahaleler, erozyonun şiddetini belirleyen öğelerdir.



TEMA'nın erozyonla mücadeleye bu kadar önem vermesinin altında, erozyonun ülkemizin yaşam koşullarını olumsuz etkileyecek kadar büyük bir tehlike olması yatmaktadır. Erozyon, Türkiye'nin gıda açısından kendine yeterli bir ülke olmasını tehlikeye düşürmektedir. Ülkemizin topraklarının % 73'ü şiddetli erozyon tehlikesine maruzdur. Rüzgar ve yağmur, verimli toprakları sürükleyerek, baraj göllerine, akarsu yataklarına ve denizlere taşımaktadır. Ülke yüzeyinden bir yılda kaybedilen toprak miktarı yaklaşık 1.4 milyar tondur. Sadece tarım alanlarından kaybedilen verimli toprak miktarı ise yaklaşık 500 milyon ton/yıl'dır. Bu topraklarla birlikte mineral ve organik madde de kaybedilmektedir. Türkiye'nin kimyevi gübrelere ayırdığı yıllık kaynağın 4.5 trilyon lira olduğu düşünülürse, ekonomik kaybın büyüklüğü daha net anlaşılabilir. Erozyonla kaybedilen bir başka değer ise sudur. Kaybolan toprak yüzünden her yıl yaklaşık 50 milyar m3 yağış depolanamamaktadır.



Erozyon toplumsal sorunların artmasına da yol açmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, tarım alanlarının verimini azaltmaktadır. Doğduğu ve büyüdüğü yerde geçim şansı ortadan kalkan insanların, kentlere göçmekten başka seçeneği kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, alt yapının yetersiz olduğu kentlerdeki ekonomik ve toplumsal sorunları daha da ağırlaştırmaktadır.Barajlar ve yeraltı suları da, erozyonun etkilerinden nasibini almaktadır. Yerinden kopup giden topraklar, baraj göllerini doldurarak su depolama hacimlerini azaltmakta ve barajların ömrünün kısalmasına neden olmaktadır. Erozyon sonucunda toprağın altındaki cansız tabaka (ana kaya) ortaya çıkmaktadır. Faydalı toprak katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlamaktadır. NASA'nın yaptığı bir araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi halinde Türkiye'nin büyük bir bölümü 55 yıl sonra çöl olacaktır. Toprakları çölleşen bir ülkenin temel sorunları, açlık, sussuzluk, işsizlik ve iç göç olacaktır.





EROZYON ZARARLARI

Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar.
Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır.
Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır.
Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularını emmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez.
Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir.



TÜRKİYE'DE EROZYON


Dünya da olduğu gibi Türkiye'de de toprak kaybı sürecinin en önem li etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanısıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen, erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir.
Türkiye kara yüzeyinin %90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63'ü çok şiddetli ve şiddetli, %20'si ise orta şiddetli erozyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır.

İşlenen tarım alanların %75'inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5'inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir.
Türkiye'de akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABD'nin 7, Avrupa'nın 17 ve Afrika'nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yıl Keban barajı'na 32 milyon, Karakaya Barajı'na 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir.
Yanlış toprak kullanımı, yanlış tarım uygulamaları, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonun hızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996 yıllarında amaç dışı tarım toprağı %33 artmış ve betonlaşarak elden çıkan verimli tarım toprağı 600 bin hektara, yani verimli alanların yaklaşık onda birine yaklaşmıştır.

Çanakkale Tarihçe

Çanakkale Tarihçe
M.Ö.3000 yillarinda kurulan Troya M.Ö. 2500 yillarinda depremle yikilmistir. Bundan öncede yörede eski yerlesim yerlerinin bulundugu bilinmektedir. 1, Troya'dan önce kuruldugu sanilan Dardanos sehrinin Troya'dan 100-150 yil öncelere dayandigi düsünülmektedir. Geçmisten günümüze süregelen efsanelerin bir çogu hala tüm dünyanin ilgisini çekmektedir. Çanakkale'ye 30 km. mesafede bulunan bu topraklarda M.Ö. 3000 yillarindan bu yana geçmisin anilarini gözlerinizin önüne seren bir uygarlik kalintisi bulunmaktadir. Her geçen gün yüz binlerce insanin geçmisi yasarcasina gezdigi Troya sehrinin kalintilarini incelerken bu konu hakkinda efsaneleri de günümüze tasimistir. Çanakkale Bogazi Asya ve Avrupa kitalarini birbirine baglayan önemli bir su yolu oldugundan ilk çaglardan itibaren stratejik bir önem kazanmis ve tarihin her kesiminde uygarlik açisindan etkin bir rol oynamistir.Tarihin ilk çaglarindan beri insanlarin bu bölgede yerlestigi bilinmektedir. Ege kiyilarinda yasayan kavimlerin denizcilige baslamalari sonucunda bogaza gelen Yunan gemiciler buradaki halk ile ticari iliskiler kurdular. Daha sonra bogaz kiyilari Atina hakimiyetine girdi. Bunu takip eden asirlar boyunca bogaz, elden ele geçerek Bizanslilar'a ulasmistir.Osmanli Imparatoru Fatih Bogaz'in korunmasini saglamak amaciyla en dar yerinde karsilikli iki kiyiya kale insa ettirmis ve bu kaleden Trakya sahiline Kilitbahir ve Anadolu sahiline de Çanak-kalesi veya Fatih Sultan Mehmet'in oglu sehzade Mustafa tarafindan insaa ettirildigi için Sultaniye Kalesi denmistir(1452-53)
Sultaniye Kalesi bugünkü Çanakkale'nin kurulusuna baslangiç olmus. Sehir zamanla büyümüs, Fatih Sultan Mehmet bir cami ve hamam yaptirmistir.Daha sonraki Hükümdarlar da, Çanakkale Bogazinin önemini kavramis ve tarih boyunca ülke savunmasinda gereken önemi göstermislerdir.Bu tarihten sonra Venediklilerin istilasina ugrayan bogaz, daha sonra Osmanli-Rus savasi sirasinda da Çanakkale Savaslarina sahne olmus ve 1, Dünya savasinda Türk harp tarihinin dönüm noktalarinin en önemli sahnesi olmustur. 1914 ve 1918 yillar arasinda Çanakkale'nin sahil ve denizi baska hiçbir toprak parçasinda olmayan bir trajedi yasamistir.Bogazin önemi Çanakkale savaslarinda bir kez daha anlasilmis ve 1, Dünya savasi sirasinda düsman donanmalari 18 Mart 1915'de bozguna ugratilarak geçilmezligini dünyaya duyurmustur. Ingiltere ve Fransa Türk topraklarina ve milletine esaret zinciri vurmak azmi ile geldikleri Çanakkale Bogazi'nda feci bir hezimetin acisini yasayarak ülkelerine dönmek zorunda birakilmislardir. Çanakkale tarihine mal olacak zaferlerini 1, Dünya Savasi sirasinda kazanarak tüm dünyaya Çanakkale'nin geçilmezligini ilan etmistir. Fransiz ve Ingilizlerin çadir ve cephelerini terk ederek sessizce Türkler'e sezdirmeden çekilmeleri tarihe "Sahane Çekilme" olarak geçmistir.1, Dünya savasi sonunda yapilan Sevr ve Mondros antlasmalari ile Bogazlar itilaf devletleri tarafindan 1918 yilinda isgal edilmis, milli mücadelenin basariya ulasmasi sonucunda yapilan Lozan Antlasmasi ve Montrö Bogazlar Sözlesmesi ile bogazdaki geçis düzeni ülkemiz lehine saglanmistir.

İÇ ANADOLU BÖLGESİ





İÇ ANADOLU BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Doğu Anadolu’dan sonra 2. büyük bölgemizdir. Anadolu Yarımadasının ortasında yer alır. G.Doğu Anadolu Bölgesi hariç her bölgeyle komşudur. Alanı 163.057 Km2 dir. Ülkemizin % 20’sini kaplar.
Nüfusu 2000 sayımına göre 11.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 71 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Konya Bölümü
2.Yukarı Sakarya Bölümü
3.Orta Kızılırmak Bölümü
4.Yukarı Kızılırmak Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Dağları: Yer şekilleri sadedir. Engebeli arazi fazla olmadığı için arazi ulaşıma uygundur. Ortalama Yükselti 800-1000 metredir. Bölgenin en yüksek yeri doğu bölümüdür. Kıvrım dağları da bu bölümde yer alır. Akdağlar, Hınzır Dağları, Tecer Dağları, Yıldız Dağları bu kıvrım dağlarıdır. Bölgenin güneyinde volkanik dağlar vardır.Bunlar Erciyes Dağı (3917 m en yüksek yeri), Melendiz, Hasandağı, Karacadağ, Karadağ’dır.
Platoları: Haymana, Cihanbeyli, Obruk, Bozok (Kızılırmak), Yazılıkaya, (Bayat), Uzunyayla platoları vardır.
Ovaları: Konya Ovası (Türkiye’nin en büyük ovası), Ereğli, Aksaray, Sakarya, Eskişehir, Ankara, Kayseri ve Develi Ovaları
Akarsuları: Kızılırmak, Sakarya, Porsuk Çayı, Delice Irmağı.
Gölleri: Bölgenin güneyinde kapalı havzalar vardır. Tuz Gölü (2.Büyük Gölümüz), Akşehir, Eber, Ilgın (Çavuşçu), Tuzla, Seyfe, Mogan, Sultan Sazlığı vardır. Sakarya Nehri üzerinde Sarıyar ve Gökçekaya; Kızılırmak Nehri üzerinde de Hirfanlı ve Kesikköprü baraj gölleri vardır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölge dağlarla çevrili olduğu için yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Don olayları çok görülür. En az yağış alan bölgedir. Ortalama yağış 400 mm’dir. Bunun en önemli sebebi bölgenin dağlarla çevrili olmasıdır. Doğal bitki örtüsü bozkırdır. Bölgede özellikle doğudaki dağlık alanlarda ormanlara da rastlanır. Orman bakımından % 9 ile 5. sıradadır. Akarsu boylarında kavakçılıkta yapılır.

TARIMI NE HAYVANCILIK:
Bölgenin ekonomisi tarıma dayanır. Ekili-dikili alanlar bakımından Marmara Bölgesinden sonra 2. sırada yer alır (% 27). Çalışan nüfusun büyük bölümü tarımda çalışır. Fakat tarımın en önemli sorunu sulama ihtiyacıdır. Bölgede en çok üretilen ürün buğdaydır. Diğer ürünler şekerpancarı ( şeker fabrikaları bölgede fazladır.), Üzüm, Mercimek, Yulaf, Çavdar, Ayçiçeği, Haşhaş, çeşitli meyveler ve sebzelerdir.
Bölgede küçükbaş hayvancılık yaygın olarak yapılır. Ankara çevresinde tiftik keçisi, Sivas ve Konya çevresinde koyun çok yetiştirilir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:
Krom: Eskişehir-Mihalıççık, Kayseri ve Sivas. Kayatuzu: Kırşehir, Çankırı, Nevşehir, Yozgat. Linyit: Sivas-Kangal. (Burada bir de termik santralde bulunmaktadır.)Demir: Kayseri-Develi, Sivas-Kangal, Ankara-Haymana. Toryum: Eskişehir-Sivrihisar. Çinko: Konya-Bozkır, Niğde-Bor (Türkiye’de 2. sırada). Lületaşı: Eskişehir (Türkiye’de ve Dünya’da 1.). Volfram: Kırıkkale-Keskin, Niğde (Türkiye’de 2. sırada).

ENDÜSTRİSİ:
Sanayi Yukarı Sakarya Bölümünde gelişmiştir.
Eskişehir: Lokomotif, besin, motor, çimento, inşaat, malzemeleri, şeker, et deri sanayisi vardır.
Ankara: Dokuma, besin, tarım araçları, çimento, alkollü içki, mobilya, selüloz, kağıt, karton, deri ve et sanayisi vardır.
Konya: Tarım araçları, besin, motor, çimento, süt ürünleri, inşaat malzemeleri, selüloz, kağıt ve şeker s.
Kayseri: Halıcılık, meyve suyu, pamuklu dokuma, pastırma ve sucuk sanayisi.
Kırıkkale: Silah sanayi, Orta Anadolu Rafinerisi.
Sivas: Besin, Yem, Çimento, demir-çelik, et entegre, demiryolları bakım ve onarım tesisleri vardır.


NÜFUSU VE YERLEŞMESİ:
Nüfusu 2000 sayımına göre 11.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Nüfus artış hızı %o 16’dır (Türkiye ortalaması %o 18.34).
Nüfusun % 69’u kentte yaşar (Türkiye ortalaması % 65). Yukarı Sakarya Bölümü en yoğun nüfuslu alandır. Nüfus genellikle bölgenin çevresindeki dağ eteklerindeki ovalara yoğunlaşmıştır.
Ülkemizin başkenti ve 2.büyük kenti Ankara bölgede yer almaktadır.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKISI:
Ekonomisinde tarım hakim faaliyettir. Bölge yurdumuzun tahıl ambarıdır. Yurdumuzda Buğday (%35), Arpa (%45), Şekerpancarı (%40), Baklagiller (%30), Meyvecilik (%20) oranında yapılır. Bölgede Ankara, Eskişehir, Konya, Kayseri, Kırıkkale ve Sivas gibi sanayi kentleri vardır. Türkiye Endüstri üretiminin % 15’i bu bölgemizden sağlanmaktadır. Bölgenin turizm gelirleri de fazladır.

TARİHİ ÖNEMİ:
Sivas Kongresi Sivas kentinde yapılmıştır. Ankara’da da ilk TBMM açılmıştır. Bu tarihten sonra Milli Mücadelenin merkezi olmuştur.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
Ø En fazla nadasa bırakılan bölgedir.
Ø En büyük kapalı havzamız buradadır (Tuz Gölü)
Ø En tuzlu gölümüz %o ile Tuz Gölüdür.
Ø Lületaşının tek çıkarıldığı yer Eskişehir’dir.
Ø Karstik şekillere en çok rastlanan 2.bölgemizdir. (Sivas, Çankırı)
Ø İklimden dolayı kerpiç en çok kullanılan yapı malzemesidir.
Ø Ulaşımı yeryüzü şekilleri sayesinde çok uygundur.
Ø En az yağış alan bölgemizdir
Ø Ortalama yükseltisi 1000 metredir. En yüksek yeri Erciyes Dağıdır.
Ø Küçükbaş hayvan sayısı en fazla olan bölgedir.
Ø Nüfus bakımından 2. olmasına rağmen alanı büyük olduğu için yoğunluk azdır.
Ø Tek uçak fabrikamız Eskişehir’dedir.
Ø Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır.
Ø İklimi sert ve karasaldır.
Ø Kentleşme oranı düşük, kırsal yerleşme topludur.
Ø Yaz kuraklığının erken başlaması sebze üretimini olumsuz yönde etkiler.
Ø Bölgede endüstri bitkilerinden şekerpancarı, tahıllardan buğday çok yetiştirilir.
Ø En uzun akarsuyumuz Kızılırmak nehrinin büyük kısmı bölgededir.

DOĞU ANADOLU BÖLGESİ





DOĞU ANADOLU BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Ülkemizin doğusunda yer alan bölge kabaca üçgene benzer. Marmara ve Ege Bölgeleri hariç her bölge ile komşudur. Suriye hariç bütün doğu komşularımızla sınırı vardır.
Alanı 165.436 Km2’dir. Bu gerçek alanı ile ülkemizin %21’ini kaplar ve en büyük bölgemizdir.
Nüfusu 2000 sayımına göre 6.1 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 37 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Yukarı Fırat Bölümü
2.Yukarı Murat Van Bölümü
3.Erzurum-Kars Bölümü
4.Hakkari Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Dağları: En yüksek bölgemizdir. Ortalama yükseltisi 2000-2200 metredir. Bölgede dağlar üç sıra halinde uzanır.
Kuzeyde: Çimen, Kop, Esence, Karasu, Allahuekber Dağları
Ortada: Mercan (Munzur), Karasu-Aras Dağları
Güneyde: Güneydoğu Toroslar ve Buzul (Cilo) Dağları bulunmaktadır.
Van Gölünün kuzeyinde volkanik dağlar vardır. Bunlar Ağrı, Tendürek, Aladağ, Süphan, Nemrut Dağlarıdır.
Düzlükleri: Kıvrım dağları arasında çöküntü ovaları vardır. Bu ovalar: Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van, Başkale, Hakkari, Yüksekova güneydekilerdir. Kuzeyde ise Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman ve Iğdır vardır. Tunceli ve Erzurum-Kars Platoları da diğer düzlüklerdir.
Akarsuları: Karasu ve Murat birleşerek Fırat Nehrini oluşturur. Bu nehir Dicle Nehri ve onunla birleşen Büyük Zap Kolu ile yabancı topraklara giderek Basra Körfezinden denize dökülmektedir. Aras ve Kura nehirleri de yine başka topraklara giderek Hazar Denizine dökülmektedir. Bu akarsuların yüzey şekilleri ve engebe nedeniyle hidroelektrik enerji üretme güçleri fazladır.
Gölleri: Van Gölü ülkemizin en büyük gölüdür ve suyu sodalıdır. Bölgenin diğer gölleri şunlardır: Erçek, Nazik, Çıldır, Hazar ( Tektonik Göllerdir), Balık, Haçlı, Nemrut (Krater Gölleri), ve Akgöl.
Ayrıca bölgede Keban ve Karakaya Baraj Gölleri de bulunmaktadır.
Değerlendirme: Bölgeye Yurdumuzun çatısı diyebiliriz. Bölgeyi kaplayan yüksek dağlar bölgenin her özelliğini yakından etkilemektedir. Dağlar doğudan batıya uzandığı için kuzey-güney doğrultusunda ulaşım zordur. Tarım alanları azdır iklimi çok serttir. Tarım ürünleri çeşitli değildir. Sanayi ve ticareti de gelişmemiştir.


İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgenin iklimine yükselti ve karasallık hakimdir. Sert karasal iklim yaşanır. Kışları uzun, soğuk ve kar yağışlıdır. Don olayı çok görülür. Yazları sıcak, kurak ve kısadır. En fazla yağış ilkbaharda görülür. Erzurum-Kars Bölümünde ise yazın görülür.Günlük ve yıllık sıcaklık farkları fazladır. Yıllık yağış miktarı 500-600 mm dir. Buharlaşma az olduğu için bu yeterlidir. Yıllık sıcaklık 5-6 derecedir ve en soğuk bölgedir. Bölgeye kuzey rüzgarları (Poyraz) hakimdir. Bölgenin doğal bitki örtüsü bozkır (Step)’tir. Dağ yamaçlarında bozulmuş orman ve dağların yükseklerinde dağ çayırlarına rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:
Yükselti ve engebeli yer şekilleri nedeniyle tarım alanları azdır. Tarım en çok güneydeki çöküntü ovalarında yapılır. Bölgede en çok arpa ve buğday yetiştirilir. Bitlis, Malatya, Elazığ’da Şekerpancarı; Iğdır’da Pamuk; Malatya’da Kayısı (1.); yetiştirilir. Patates ve lahana diğer ürünlerdir. Sıcaklık çok düşük olduğu için sebze üretimine en az elverişli bölgemizdir.
Kars ve Bitlis’te arıcılık yapılır. Türkiye bal üretiminin % 20’si buradan sağlanır.
Bölgede tarım alanları az otlak ve meralar fazla olduğu için hayvancılık en önemli faaliyettir. Yüksek yerlerde büyükbaş, çöküntü ovalarda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Bölge halkının % 80’i tarım ve hayvancılıkla uğraşır.


YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:
Demir: Sivas-Divriği, Malatya-Hekimhan ve Hasançelebi (1.) ; Krom: Diyarbakır-Ergani, Elazığ-Guleman-Alacakaya (1.); Bakır: Elazığ-Maden; Malatya-Pötürge (2.); Kalay: Elazığ ve çevresinde; Kurşun-Çinko: Elazığ-Keban, Malatya-Darende; Oltu Taşı: Erzurum-Oltu (1.); Linyit: K.Maraş-Afşin-Elbistan; Erzurum-Aşkale; Barit: Muş, K.Maraş-Elbistan; Amyant (Asbest): Erzincan-İliç; Kayatuzu: Kars-Kağızman, Erzurum,Ağrı,Iğdır;

ENDÜSTRİSİ:
Fazla gelişmemiştir. Olanlarda tarıma dayanır. Bir çok ilde et kombinaları vardır. Et üretimimizin % 25’i bu bölgeden sağlanır.Malatya ve Bitlis’te sigara, Elazığ’da gübre, Erzurum ve Malatya’da deri sanayisi bulunmaktadır. Bir çok ilde şeker ve çimento fabrikası da bulunmaktadır. Malatya ve Erzincan’da dokuma ve iplik fabrikası vardır. Keban’da simli kurşun işletmeleri, Divriği’nde Demir-Çelik Fabrikası, Elazığ’da Ferro-Krom Fabrikası vardır.
Kahramanmaraş’ta Afşin, Elbistan ve Sivas Kangal’da termik santral bulunmaktadır.

NÜFUS VE YERLEŞME:
Nüfusu 2000 sayımına göre 6.1 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 37 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi) Yoğunluk bakımında en az bölgedir.
Yani nüfusu en seyrek bölgemizdir. Nüfus çöküntü ovalarında toplanmıştır. Toplu yerleşme görülür.Nüfusun % 48’i kırsal kesimde yaşar ve tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Nüfus artış hızı %o 14 ile Karadeniz’den sonra en az bölgedir (Türkiye ortalaması %o 18.34). Sanayisi çok az olduğu için Karadeniz Bölgesinden sonra en çok göç veren bölgemizdir. Malatya, Erzurum ve Elazığ en kalabalık illeridir.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKISI:
Bölgenin sanayisi ve tarımı geridir. Ekonomimize katkısı daha çok hayvancılık alanındadır. Hayvan ürünlerinin ekonomimize katkısı % 25’tir.

TARİHİ ÖNEMİ:
Erzurum Kongresi bu bölgede yapılmıştır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
Ø En büyük bölgemizdir. Ülkemizin % 21’ini kaplar.
Ø Nüfus yönünden 6., yoğunluk yönünden 7. sıradadır.
Ø Orman bakımından % 7 ile 6. sıradadır.
Ø Ekili-Dikili arazi bakımından % 10 ile sonuncudur.
Ø En fazla enleme sahip bölgedir.
Ø Sanayisi en geri bölgedir.
Ø Ekonomisi ve ülke ekonomisine katkısı hayvancılık alanındadır.
Ø Kayısı üretiminde Malatya 1. sıradadır.
Ø En zengin yer altı kaynakları Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır.
Ø ‘2000-2200 metre ile en yüksek bölgedir.
Ø Göl yönünden zengindir hatta en büyük göle sahiptir (Van Gölü)
Ø En çok göç veren 2. bölgedir.
Ø Tarım ürünlerinin en geç olgunlaştığı bölgedir.
Ø En soğuk ve kışları en uzun bölgedir.
Ø Hidroelektrik üretiminde 1. tüketiminde 7. sıradadır.
Ø Günlük ve yıllık sıcaklık farkının en fazla olduğu bölgedir.
Ø Turizm gelirleri en az ve ulaşımı en kötü bölgedir.

GÜNEY DOĞU ANADOLU BÖLGESİ




GÜNEY DOĞU ANADOLU BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Ülkemizin güney doğusunda yer alan bölge nüfus ve yüzölçümü en küçük bölgemizdir. Akdeniz, Doğu Anadolu Bölgeleriyle, Suriye ve Irak Devletleriyle komşudur.
Gerçek Yüzölçümü 59.176 km2’dir. Alan bakımından ülkemizin % 7,5’ini kaplar en küçük bölgemizdir.
Nüfusu 2000 sayımına göre 6.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 112 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının üstündedir (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Dicle Bölümü 2.Orta Fırat Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Dağları ve Düzlükleri: Bölgenin yüzey şekilleri sadedir. Genellikle platolarla ve ovalarla kaplıdır. Yer şekilleri tarıma elverişlidir. Batıdan doğuya gidildikçe yükseklik artar. İki bölümün ortasında Karacadağ Sönmüş Volkan dağı bulunur. Bu bölgenin tek ve en yüksek dağıdır. Dicle Bölümünde Gaziantep ve Şanlıurfa Platoları vardır. Orta Fırat Bölümünde Diyarbakır Havzası ve Mardin Eşliği (Yüksek bir düzlüktür.) vardır.
Akarsuları Ve Gölleri: Fırat ve kolları Göksu ve Nizip, Dicle ve kolları Botan, Garzan ve Batman kolları başlıca akarsularıdır.
Bölgede doğal göl yoktur. Akarsularının hidroelektrik gücü fazladır. Bu nedenle bir çok baraj gölü vardır. Fırat Nehri’nin üzerinde Atatürk, Karakaya, Hancağız Baraj Gölleri, Dicle nehri üzerinde Kıralkızı, Ilısu, Cizre Baraj Gölleri.

İLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgenin batısında Akdeniz ikliminin etkileri hissedilir. Yazları sıcak ve kurak geçer. Fakat kışları Akdeniz Bölgesine göre daha serindir. Bu bölümde don ve karada rastlanır. Yağışların çoğu kışın düşer. Yıllık yağış 500-600 mm’dir. Yağışın az olmamasına rağmen sıcaklık ve güneyden esen çöl rüzgarları yüzünden buharlaşma meydana gelir ve bu da kuraklığa sebep olur. Ülkemizin en yüksek sıcaklıkları bu bölgede ölçülür. Tarımda sulama ihtiyacı çok olur. Bölgenin doğusuna gidildikçe deniz etkilerinden uzaklaşılır ve yükseklik artar, sıcaklıklar düşer. Kar ve don olayları daha çok görülmeye başlar.
Bölgenin alçak kesimlerinde ve batısında bozkır görülür. Dağ yamaçları, yüksek yerler ve akarsu kenarlarında orman ve çalılık ağaçlara da rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:
Bölgenin ekonomisi tarıma dayanır. Ülke ekonomisine katkısı da bu alandadır. Tarıma elverişli tarım alanları ve düzlüklere sahip olmasına rağmen yaz kuraklığı ve sulama ihtiyacı nedeniyle tarım zorlaşır. GAP Projesinin yapılması ile birlikte artan sulama imkanları bölgenin tarımını artırmaya başlamıştır.
Bölgenin tarıma karasal iklim ürünlerine daha çok elverişlidir. En çok yetiştirilen ürünler şunlardır.
Mercimek: Türkiye üretiminde ilk sırada yer alır.
Buğday, Keten, Pamuk, Çeltik (Pirinç), Nohut ve Susam yetiştirilen bazı ürünlerdir.
Gaziantep Platosunda Antepfıstığı, Zeytin ve Üzüm yaygıdır.
Siirt’te Antepfıstığı üretimi başlamıştır.
Akarsu kenarlarındaki sulanabilen ovalarda sebze ve meyvede (Başta Karpuz olmak üzere) yetiştirilmektedir.
Bölgede platolar ve bozkırlar çok görüldüğü için küçükbaş Hayvancılık (Koyun, Keçi) çok yapılır. Keçi daha çok yüksek alanlarda yaygındır. Bu sayede bölgede hayvansal ürünler ticareti de yapılmaktadır.

YER ALTI KAYNAKLARI:
Fosfat: Mardin-Mazıdağı, Doğalgaz: Mardin-Çamurlu
Petrol: Batman- Beşiri ve Batman, Siirt-Kurtalan-Baykan ve Barzan, Adıyaman-Kahta ve Diyarbakır.
Linyit: Adıyaman-Gölbaşı, Manganez: Kilis

NÜFUS VE YERLEŞME:
Nüfusu 2000 sayımına göre 6.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 112 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının üstündedir (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Yoğunluk bakımında en yoğun 2. bölgedir. Nüfus artış hızı %o 25’tir (Türkiye %o 18.34). Bölgede kentsel nüfus % 62’dir (Türkiye ortalaması %65). Bölgede toplu yerleşme ve kerpiç evler yaygındır. Nüfus batı kesiminde, dağ etekleri ve akarsu boylarında yoğunlaşmıştır.

TURİZM:
Adıyaman-Nemrut Dağı, Şanlıurfa- Balıklı Göl ve Tarihi Eserler.

TÜRK EKONOMİSİNE KATKISI:
Türkiye Petrolünün 1/7’si bu bölgeden sağlanır. Geri kalanı dış ülkelerden ithal edilir. Batman’da Petrol Rafinerisi vardır. GAP Projesinin bitirilmesi ile tarımdaki su ihtiyacı karşılanacak ve bölge ekonomisi daha zenginleşecektir. Bunun ülke ekonomisine büyük katkısı olacaktır.


BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
Ø Alan bakımından en küçük bölgedir.
Ø Nüfus bakımından sonuncu olmasına rağmen alanı küçük olduğu için yoğunluk fazladır.
Ø Orman bakımından % 1 ile son sırada yer alır.
Ø Ekili-Dikili alan bakımından % 20 ile 4. Sıradadır.
Ø Ekonomisi tarıma dayanır. Hayvancılık 2. Sırada yer alır.
Ø Antepfıstığı, mercimek ve karpuz üretiminde ilk sırada yer alır.
Ø Fosfat ve Petrol üretiminde ilk sıradadır.
Ø Buharlaşma ve yaz kuraklığının en fazla olduğu bölgedir.
Ø Hiç doğal gölü yoktur.
Ø En yüksek yeri Karacadağ Sönmüş Yanardağıdır.
Ø GAP Projesi bölgede halen sürmektedir.
Ø Türkiye’nin en büyük ve önemli baraj gölleri bölgede yer alır.

AKDENİZ BÖLGESİ



AK DENİZ BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Bölge yurdumuzun güneyinde, Akdeniz boyunca bir şerit halinde uzanır. Komşuları Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri, Suriye, Kıbrıs Adası ve Akdeniz ile komşudur. Gerçek Alanı 122.927 Km2’dir. Ülkemizin % 15’ini kaplar ve Alan bakımından 5.sırada yer alır.
Nüfusu 2000 sayımına göre 8.7 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Kentsel nüfus % 60’tır (Türkiye ortalaması %65). Nüfus artış hızı %o 22’dir (Türkiye ortalaması %o 18.3)

BÖLÜMLERİ:
1.Adana Bölümü
2.Antalya Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Dağları: Bölge genel olarak Toros Dağları ve yüksek platolarla kaplıdır. Batı Toroslar, Bey Dağları, Çiçekbaba ve Barla Dağları, Sultan Dağı, Dedegöl ve Geyik Dağları, Orta Toroslar, Bolkar Dağları, Aladağlar, Tahtalı ve Binboğa Dağları, Nur Dağları. Karadeniz Bölgesinde olduğu gibi dağların uzanış yönü ulaşıma elverişli olmadığı için ulaşım ancak geçitlerden sağlanır. Bu geçitler Çubuk, Gülen ve Gürbulay Geçitlerdir.
Platoları: Taşeli ve Teke Platoları
Ovaları: Çukurova, Amik, Antalya, Göller Yöresindeki Çöküntü Ovaları.
Akarsuları: Bölgedeki akarsular iklim sebebiyle düzensiz akışa sahiptir. Akarsuları kışın kabarır, yazın ise çok azalır. Asi, Seyhan, Ceyhan, Göksu, Manavgat, Aksu ve Dalaman başlıca akarsularıdır. Manavgat ve Aslantaş Baraj Gölleri de bulunmaktadır.
Gölleri: Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Kovada, Acıgöl, Suğla, Söğüt, Salda, Elmalı ve Avlan başlıca gölleridir.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgenin Akdeniz yamaçlarında Akdeniz İklimi ve Maki Bitki Topluluğu görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.
Dağların kuzey yamaçlarında ve göller yöresindeyse iklim karasallaşır. Bitki örtüsü de bozkırdır. Bu alanlarda yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Yer yer ormanlara da rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:
Buğday: Bölgenin dağların kuzey yamaçlarındaki karasal iklimin görüldüğü alanlarda görülür.
Pirinç: Amik Ovasında ve Maraş çevresinde görülür.
Pamuk: Çukurova ve kıyı ovalarında. Türkiye’de 2. Sırada görülür.
Tütün: Burdur ve Göller Yöresinde yetiştirilir.
Turunçgiller: Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyı kesiminde görülür.
Muz: Mersin ve Anamur çevresinde yetiştirilir. Türkiye’de 1 sıradadır.
Zeytin: Kıyı kesiminde yetiştirilir.
Göller Yöresinde: Ananas, Haşhaş, Gül ve Şekerpancarı yetiştirilir.
Seracılık: Akdeniz Bölgesi ilk sırada yer alır.
Sebzecilik: Mersin ve Antalya çevresinde turfanda sebze yetiştirilir.
Bölgenin hayvancılığı fazla gelişmemiştir. Genelde yaylacılık faaliyetiyle birlikte yapılır. Sığır, Koyun ve Kıl Keçisi yetiştirilir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:
Krom: Adana, Denizli ve Muğla’da (Türkiye’de 1.)
Barit: Antalya, İçel ve Konya’da (Türkiye’de 1.)
Boksit (Alüminyum): Antalya, Konya, Adana ve Hatay (Türkiye’de 1.)
Kükürt: Isparta-Keçiborlu
Demir: Adana ve İçel
Amyant: Hatay-İskenderun
Manganez: Adana, Muğla ve Burdur
Petrol: Adana

ENDÜSTRİ:
Adana Bölümünde: Dokuma, Tütün, Gıda, Kimya, Tarım Araçları, Çimento, Madeni Eşya, Tuğla, Ataş-Mersin’de Ataş Petrol Rafinerisi, ve Mersin Limanı bulunmaktadır.
Antalya Bölümünde: Ferro Krom, Yağ, Gülyağı, Çimento, Tuğla, Tarım Araçları, Halıcılık, faaliyeti yapılmaktadır.




TURİZM:
Burdur’da İnsuyu Mağarası, Alanya’da Damlataş Mağarası, Tarsus’ta Yedi Uyuyanlar Mağarası, Mersin’de Cennet ve Cehennem Obruğu, Plajları bulunmaktadır.

NÜFUS VE YERLEŞMESİ:
Nüfusu 2000 sayımına göre 8.7 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Kentsel nüfus % 60’tır (Türkiye ortalaması %65). Nüfus artış hızı %o 22’dir (Türkiye ortalaması %o 18.3)
Fakat tarım alanlarının ikliminde uygun olması nedeniyle verimli olması nüfusun bu alanlara toplanmasına neden olmuştur. Bunun yanında Toroslar ve Platolarda nüfus çok seyrektir. Bölge nüfusun %70’i Adana Bölümüne toplanmıştır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
Ø Yüzölçümü bakımından % 15 ile 4. Sıradadır.
Ø Orman bakımından % 21 ile 2. Sıradadır. Ama Maki olduğu için ekonomik değeri yoktur
Ø iklimin etkisi ile orman yangınları çok görülür.
Ø Ekili-Dikili alanlar bakımından % 18 ile 5. Sıradadır.
Ø Dağların uzanış yönü nedeniyle Boyuna Kıyı Tipi görülür.
Ø Ekonomisi tarıma dayanır ve Sanayi 2. Sırada gelir.
Ø Sanayi bakımından Türkiye’de 3. Sırada gelir.
Ø Susam, yerfıstığı, turunçgiller, muz, gül ve soya fasülyesi üretiminde Türkiye’de ilk sırada gelir.
Ø İklimi nedeniyle tropikal bir bitki olan muz sadece bu bölgede yetiştirilir.
Ø Karstik Yer şekillerine en çok bu bölgede yetiştirilir.
Ø Kışları en ılık bölgemizdir.
Ø Üçüncü büyük Kapalı Havzamız olan Göller Yöresi Antalya Bölümünde yer alır.
Ø Çukurova en büyük delta ovamızdır ve Seyhan ve Ceyhan Nehirleri tarafından oluşturulmuştur.
Ø İklim sayesinde yılda birden fazla ürün alınabilmektedir.
Ø Sıcaklık ve buharlaşma nedeniyle en tuzlu denizimiz Akdeniz’dir.
Ø Kışları en kısa süren bölgemizdir.
Ø Sebze ve Meyvenin en erken olgunlaştığı bölgemizdir.
Ø Don olaylarının en az olduğu bölgemizdir.
Ø Mevsimlik işçi göçünün en fazla olduğu bölgemizdir.
Ø Göl bakımından en zengin bölgemizdir.
Ø Platolarında nüfus çok seyrektir.
Ø Toroslar ulaşımı olumsuz yönde etkiler.
Ø Yıl içinde gölge uzunluğunun en kısa olduğu
Ø Güneşlenme süresinin en fazla olduğu bölgedir.
Ø Derece ortalama sıcaklık ile en sıcak bölgemizdir.


EGE BÖLGESİ

EGE BÖLGESİ



KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Ülkemizin batısında Ege Denizi kıyılarınca uzanan bölge, Marmara Bölgesi, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgeleriyle ve Ege Denizi ve Ege Adaları ile komşudur.
Gerçek alanı olan 93.139 Km2 ile Türkiye topraklarının %10.1’ini kaplar. Alan bakımından 5. Büyüklükteki bölgemizdir.
Nüfusu 2000 sayımına göre 8.9 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 96 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının biraz üstündedir. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Asıl Ege Bölümü 2.İç Batı Anadolu Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Kıyıları:
Ege Denizinin yerinde eskiden Egeid karası vardı. Bunun çökmesi sonucunda bugünkü adalar meydana geldi. Bölge dağları kıyıya dik uzandığı için kıyı girintili-çıkıntılı Enine Kıyı Tipidir.
Kıyıda bir çok körfez, koy, yarmada ve buruna rastlanır. Edremit, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük, Gökova başlıca körfezleridir.Reşadiye, Bozburun, Dilek VE İzmir başlıca yarımadalarıdır.
Ege kıyıları girintili-çıkıntılı olduğu için en uzun kıyımızdır. Muğla’da en uzun kıyıya sahip ilimizdir.

Dağları:
Asıl Ege Bölümü faylanma hareketlerine uğradığı için Kaz Dağı, Madra Dağı, Yunt Dağı, Bozdağlar, Aydın Dağları faylanma sonucu yüksekte kalmış horstlardır. Bölümün güneyinde uzanan Menteşe Dağlarının uzanış yönü kıyıya paraleldir.
İç Batı Anadolu’ya gidildikçe yükseklik artar. Bu bölümde, Alaçam, Eğrigöz, Murat ve Sandıklı Dağları vardır.
Ovaları:
İç Batı Anadolu Bölümünde Yazılıkaya Platosu, Tavas- Çivril- Banaz-Örencik ovaları vardır.
Asıl Ege Bölümünde horstlar arasında kalan grabenler birer alüvyon ovasıdır. Bunlar Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovalarıdır. Bunlar aynı adı taşıyan ve bol alüvyon taşıyan, akarsuları tarafından oluşturulmuştur. Akarsuların döküldükleri yerlerde de delta ovaları da oluşmuştur.

Akarsuları:
Bakırçay, Gediz,K. Menderes, B. Menderes başlıca akarsularıdır. İç Batı Anadolu’da Susurluk ve Sakarya Akarsularının bazı kolları da bulunmaktadır.

Gölleri:
Göl bakımından fakir olan bölgede iki doğal göl vardır. Bunlar Marmara ve Çamiçi (Bafa) Gölleridir. Adıgüzel, Kemer ve Demirköprü baraj gölleri de vardır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgenin asıl Ege Bölümünde graben ovaları sayesinde içlere kadar sokulan Akdeniz İklimi görülür. Bu alanlarda yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı bir iklim görülür. Bitki örtüsü makidir ve yer yer ormanlara da rastlanır.
İç Batı Anadolu bölümüne gidildikçe yüksekliğin artması ve denize olan uzaklığı sebebiyle iklim karasallaşır. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı Karasal İklim görülür. Bitki örtüsü de Bozkırdır.

TARIMI VE HAYVANCILIĞI:
Bölgenin yurt ekonomisine katkısı daha çok tarım alanındadır. Bölümler arasında iklim ve yeryüzü şekillerinin farklı olmasına bağlı olarak yetiştirilen ürünler arasında da farklılık ve çeşit vardır.
Tütün: Kıyı ovalarında yetiştirilir. Ülke üretiminin %65’ini yetiştiriri. 1.Sıradadır.
Pamuk: Asıl Ege Bölümündeki alüvyal ovalarda ve özellikle güneye yakın bölgelerde yetiştirilir. Ülke üretiminin %40’ını sağlar. 1. Sıradadır.
Zeytin: Kıyı kesiminde, özellikle Edremit Körfezi çevresinde yetiştirilir. 1.Sıradadır.
İncir: En çok B. Menderes vadisinde yetiştirilir. 1. Sıradadır.
Turunçgiller: En çok Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyı bölümünde yetiştirilir.
Üzüm: En çok Gediz Vadisinde yetiştirilir. Ülke üretiminin %35’ini sağlarken 1. Sırada yer alır.
Pamuk: Asıl Ege Bölümünün alüvyal ovalarında özellikle güney alanlarda yetiştirilir.
Haşhaş: İç Batı Anadolu’da Afyon ve Kütahya çevresinde kontrollü olarak yetiştirilir.
Şekerpancarı: İç Batı Anadolu Bölümünde yetiştirilir.
Tahıllar: İç Batı Anadolu Bölümünde yetiştirilir.

YER ALTI KAYNAKLARI:
Krom: Muğla, Denizli, Kütahya. Demir: Balıkesir ve Kütahya. 1.Sıradadır.
Linyit: Kütahya, Manisa, Muğla ve Denizli. 1.Sıradadır. Civa: Uşak ve İzmir. 1.Sıradadır.
Bor: Kütahya ve Eskişehir. Manganez: Uşak, Afyon ve Denizli.
Mermer: Afyon ve Denizli. Titanyum: İzmir ve Manisa. 1.Sıradadır.
Zımpara Taşı: Muğla, Aydın ve İzmir. Uranyum: Manisa, Aydın ve Uşak.
Tuz: İzmir-Çamaltı. 1.Sıradadır.

SANAYİSİ:
Sanayi bakımından Marmara Bölgesinden sonra 2. sırada gelir. Bölümler arasında gelişmişlik ve sanayi oranı bakımından büyük farklılık vardır. Asıl Ege Bölümü sanayi bakımından daha gelişmiştir. Zaten bölgenin en büyük ve gelişmiş kenti İzmir’de bu bölümde yer alır. İzmir sanayisi, fuarı, ve ihracat limanı ile önemli bir kentimizdir. İzmir’de Aliağa Petrol Rafinerisi de bulunmaktadır.
Bölgede dokuma, şeker, çimento, termik ve hidroelektrik santraller vardır.
Yatağan-Muğla, Tunçbilek-Kütahya, Soma-Manisa’da termik santraller vardır. Tek Jeotermal Santralimiz Denizli-Sarayköy’de bulunmaktadır. Demirköprü, Adıgüzel ve Kemer Hidroelektrik Santralleri de vardır.

NÜFUS VE YERLEŞME:
2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 8.9 milyondur.Nüfus yoğunluğu Km2’ye 96 kişidir. Bu Türkiye ortalamasına biraz üstündedir.En yoğun nüfuslu 3. bölgemizdir. Kentsel nüfus daha fazladır % 61. Türkiye ortalamasına yakındır (Türkiye %65). Nüfus kıyılarda, alüvyal ovalarda yoğunlaşmıştır. İç kesimlere gidildikçe nüfus yoğunluğu azalır. Buralarda da nüfus maden işletmelerinin çevresine ve ovalara toplanmıştır. Kıyıda Menteşe Yöresi de dağlık alan olması nedeniyle az nüfuslanmıştır. Nüfus artış hızı %o 16’dır (Türkiye %o 18.3)

TURİZM:
Bölge Marmara’dan sonra turizm geliri en fazla 2. Bölgedir. Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyılar deniz turizmi açısından zengindir. Bölgede İlkçağ uygarlıklarından ve Türk Devletlerinden kalan tarihi eserlerde turistlerin ilgisini çeken yerlerdir. Pamukkale-Denizli Travertenleri de güzel yerlerden biridir.
TARİHİ ÖNEMİ:
Bölge Kurtuluş Savaşının en önemli savaşlarına sahne olmuştur. Kütahya ve Afyon bu savaşların en önemlilerinin geçtiği illerimizdir.


BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:
Ø Yüzölçümü bakımından 5.sıradadır.
Ø Orman bakımından %16’ile 4.sıradadır.
Ø Ekili-dikili alan bakımından %24 ile 3. Sıradadır.
Ø Kıyı uzunluğu bakımından 1. Sıradadır.
Ø Ekonomisi tarıma dayanır.
Ø Sanayi bakımından Marmara’dan sonra 2.sıradadır.
Ø Zeytin, üzüm, incir, haşhaş ve tütün üretiminde 1.sıradadır.
Ø Linyitin en çok çıkarıldığı bölgedir. Termik Santralde çok vardır.
Ø En fazla tuz üretilen bölgedir (İzmir-Çamaltı Tuzlası)
Ø İlk demiryolu İzmir-Aydın arsında kurulmuştur.
Ø Asıl Ege Bölümünde horst ve grabenler vardır.
Ø En önemli ihracat limanımız Doğal bir liman olan İzmir Limanıdır.
Ø En önemli uluslar arası fuarımız İzmir’de kurulur.
Ø Göl yönünden en fakir bölgelerdendir.
Ø Turizm gelirleri bakımından Marmara’dan sonra 2. Sıradadır.
Ø Dağların uzanış yönü sayesinde kıyıdaki Akdeniz İklimi iç kesimler kadar sokulabilir.
Ø Termik Santrallerden elektrik üretimi açısından ilk sırada yer alır.
Ø Enine Kıyı Tipi görülür.
Ø En uzun kıyıya sahip ilimiz Muğla’dır.
Ø Denizli-Pamukkale Travertenleri vardır.
Ø Çiniciliğin ve halıcılığın merkezi konumundadır. Kütahya çinicilikte ilk sırada yer alır.
Ø Akarsular bol alüvyon taşıyarak menderesler çizerek akarlar. Delta ovaları oluştururlar.
Ø Sünger avcılığı Bodrum kıyılarında yapılır.
Ø Seracılıkta Akdeniz’den sonra 2. Sıradadır.
Ø Tek Jeotermal Santralimiz Denizli-Sarayköy’dedir.
Ø İlleri:İzmir, Manisa, Aydın, Denizli, Kütahya, Afyon, Uşak